9 Haziran 2020 Salı

Şeyh Sait İsyanı

1 Yorum
Sponsor

    13 Şubat 1925 ile 31 Mart 1925 tarihleri arasında, Genç vilayeti'nin Piran kazasında, tarikat kolu lideri Şeyh Sait ve çevresindekiler tarafından, Türkiye Cumhuriyetinin lâik,  demokratik siyasal rejimine ve bölünmez bütünlüğüne tehdit maksatlı çıkarılan, sonuçları emperyalist çıkar güden İngiliz çevrelerine yarayan, dinci, gerici, ayrılıkçı ilk büyük isyana Şeyh Sait İsyanı denir.




    13 Şubat günü, 6 asker kaçağını yakalamak üzere görevlendirilen Jandarma birliği komutanları teğmen Mustafa ve teğmen Hasan Hüsnü Beyler, emrindeki askerler ile *Genç vilayeti *Eğil kazası *Piran köyünü kuşatarak; Said ve kardeşi Abdürrahim'den kaçakların iadesini istediler. Bunun üzerine birden Abdürrahim tarafından askerlere ateş açıldı. Subaylar esir alındı. Böylece isyanın kıvılcımı atılmış; ok yaydan çıkmıştı. Şey Said, ''Bu iş birkaç ay sonra başlayacaktı; ne yapalım ki kader böyleymiş'' demiştir. Büyük bir Kürt-İslam ayaklanması için 2 yıla yakın hazırlık yapıldığı dönemin kaynaklarında belirtilmiştir.

     İsyan, bazı aşiretlerin de desteği ile bir anda büyüdü. Lice'ye kadar yayıldı. Elazığ, isyancılar tarafından ele geçirildi. Şey Sait ve çevresindeki binlerce atlı kimse, dini söylemlerle ilerliyordu. Muş-Varto bölgesine kadar genişleyen isyan hareketi, Diyarbakır'a yürümeye başladı. Ali Fethi (Okyar) Bey Hükümeti, başlangıçta ''basit bir asayişsizlik hareketi'' olarak algılayıp küçümsedikleri isyanda, asilerin ordu birliklerini geri püskürtüp Elazığ'a girmesiyle olayın ciddiyetini kavradı. 25 Şubat'ta doğuda sıkıyönetim ilan edildi. 28 Şubat'ta ordu birlikleri Diyarbakır'a çekildi. 
    
    3 Mart'ta Ali Fethi Bey hükümeti istifa etti. Yerine İsmet Paşa hükümeti kuruldu. 4 Mart 1925'te ise isyanı bastıran Takrîr-i Sukûn Yasası çıkarıldı. 

    Yasa çerçevesinde; taşra örgütlerindeki dinci yapılanmalar, dinci provokatöre edici propagandalar nedeniyle Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkası, İstanbul'da ve taşrada dinci yayın yapan gazeteler, dergiler kapatıldı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyan bastırıldı. Asiler yakalanarak idam edildi. Takrîr-i Sukûn, hükümete olağanüstü yetkiler tanıyan bir yasaydı.


İsyanla İlgili Askeri Kroki

  8 Mart'ta ise bozguncu grup, Diyarbakır'ın dört kapısından saldırıya geçti. Asiler, Diyarbakır'da Türk Ordusu birlikleri tarafından mağlup edildi ve geri çekildi. Ordu güçleri, aşiretlerin de desteği ile Hınıs,Varto, Muş, Piran, Maden, Elazığ'da isyancıları saf dışı bıraktı. İsyancılar  yakalanmaya, kimileri ise teslim olmaya başladı. Bu sırada Şey Sait'in bacanağı Binbaşı Kasım, ayaklanma öncesinden beri hükümet güçleri ile haberleşiyor ve onlara ajanlık yapıyordu. Şeyh Sait'i teslim olması için ikna etmeye çalışıyordu. Önce ikna olsa da sonrasında İran'a kaçmaya çalıştı. Nihayetinde Binbaşı Kasım  Bey tarafından hükümete teslim edildi. Şey Said, İstiklal mahkemesinde yargılandı. Onu yargılayıp idama mahkum eden, Şark İstiklâl Mahkemesi üyesi Revandizizade Emin Efendinin oğlu Urfa milletvekili Kerküklü Ali Saip Bey de Kürttü.


Şeyh Said (oturan beyaz sakallı), sağında Şeyh Şerif, arkasında ortada Binbaşı Kasım (Ataç), solunda Şeyh Abdullah 



     İsyan, temel olarak şeriatçılık ve halifeliğin yeniden kurulması adına yapılıyordu. Her ne kadar Şeyh Sait, yanındakilere; ''...Kürtlerin bulunduğu yerleri Türklerin elinden alacağız. Madenlerimiz çoktur, bunlardan yararlanacağız. Türk Hükümeti İslamiyetten ayrılıyor, İstanbul'da bazı İslam kızları şapka ile geziyor...'' dese de; Kürt Teali (Yükselme) Cemiyeti ögeleri isyana katılsa da genel olarak bu ayaklanma; ulusçu-kürtçü bir hareketten öte çok geniş bir karşı devrimci-dinci-feodal yapı üslubu barındırıyordu. 

   Bu konuda usta gazeteci Uğur Mumcu ve Sina Akşin hocanın tespitleri nettir. Örneğin Şeyh Sait Ayaklanması'na karşı çıkan ve meclisle birlikte hareket eden, bölgede birçok aşiret vardır. Ayaklanmaya karşı duran; Heverki, Cenbirit, Hasankeyf, Keşuri, Resan, Huvergin, Mahalmi, Hisar, İrnas, Lolan, Hayderan aşiretleri bu duruma örnektir. Ayrıca Şeyh Sait'e karşı savaşan Hormek aşiretine Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal imzalı telgraf ile teşekkür ve selam gönderilmiştir.  Nitekim İsmet (İnönü) de isyanı, bir ''irtica'' olarak niteler.

   İsyan günlerinde, Fransa'nın Bağdat Yüksek Komiserliği'nin Dışişleri Bakanlığına yazdığı rapor dikkat çekicidir:

 ''....Kürt ayaklanması kendiliğinden birden bire ortaya çıkmadı. Kürdistan Dağları yabancıların kışkırtması ve desteği ile ayaklandı. Ayaklanma işareti İstanbul'daki Kürt yanlısı çevrelerden geldi. Bu bölgede ortaya çıkan olaylar, İngilizlerin uğradığı yenilgiden sonra hiç affedemedikleri Mustafa Kemal'e ve Ankara'daki meclise karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır... Haritaya baktığımızda, Harput, Diyarbakır, Muş ve Bitlis'in oluşturduğu dörtgenin Musul'un kuzeybatısında ve Şubat ayında kesin çözüme bağlanması gereken Musul ise Irak'ın kuzey sınırı Zaho ve Ahmediye'nin  batısındadır. Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak vermezdi. Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddalarını araştıran komisyonda Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlayamayacağını gösteriyordu.''

   İsyanın hazırlandığı ve çıkarıldığı dönemde; Türk ve İngiliz birlikleri arasında Musul yüzünden Irak sınırında gelişen sınır çatışmaları üzerine, Milletler Cemiyeti'nin *''Brüksel Çizgisi(Hattı) ile Musul- Hakkari arasından Türkiye-Irak sınırı çizip;   komisyon oluşturup Musul'a göndermesi de kayda geçirilmelidir.
   
  Süreç boyunca görülen şudur ki Musul Sorunu kritik bir dönemeçteyken 6 ay arayla çıkarılan Nasturi (Nestûrî) ve Şeyh Sait Ayaklanmaları, İngiltere'nin ekmeğine yağ sürmüştü. Türkiye, Musul vilayetini kaybetmişti.


*Genç, o dönemde idari bir birim olarak vilayetti. İsyan sonrası bölgedeki nahiyeler Diyarbakır ve Bingöl'e dağıtıldı. Genç de ilçe olarak Bingöl'e bağlandı.

*Eğil kazası Diyarbakır'ın ilçesi yapıldı.


*Piran köyü, Diyarbakır'ın ilçesi olarak Dicle oldu.

*Brüksel Hattı (ya da Çizgisi) Milletler Cemiyeti'nin çizdiği geçici Türkiye-Irak sınırıdır. Günümüz sınırından çok az farklıdır.



Yazar: Ali ÇİMEN



Kaynakça:

Kitaplar:

→M. Kemal ATATÜRK, NUTUK (1919-1927), Atatürk Araştırma Merkezi- (Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz), sayfa 604.

→Prof. Dr. Sina AKŞİN, *Ana Çizgileriyle Türkiye'nin Yakın Tarihi 2, s. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., Temmuz 1997, s.61-62. 

*(Cumhuriyet gazetesinin o dönem okur eki olarak gönderdiği kitapçıklar dizisindendir.)

→Uğur MUMCU, Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925, Um:ag vakfı yayınları, Ankara, Aralık 1999, s. 54-60 ve s.78-84

Makaleler:


Bilal N. ŞİMŞİR, ''Musul Sorunu ve Türkiye- İngiltere- Irak İlişkileri'', Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Cilt XXI, Kasım 2005, Sayı 63, s.859-916.

Yukarıda adı geçen makaleye genel ağ üzerinden ulaşmak için BKZ.
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Bil%c3%a2l-N.-%c5%9e%c4%b0M%c5%9e%c4%b0R-Musul-Sorunu-ve-T%c3%bcrkiye-%c4%b0ngiltere-Irak-%c4%b0li%c5%9fkileri.pdf

→Ömer Faruk KIRMIT, ''Nutuk, Hatıratlar ve Kaynaklar Ekseninde Şeyh Sait İsyanı ve Süreci'', Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: III, Sayı:6-7, 2015, s. 105-118.

Yukarıda adı geçen makaleye genel ağ üzerinden ulaşmak için BKZ.

https://openaccess.izu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12436/199/kirmit.pdf?sequence=3&isAllowed=y

→Nurgün KOÇ, ''Şeyh Sait İsyanı'', Turkish Studies- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Ankara 2013, Sayı 8/2, s. 153.166.

Yukarıda adı geçen makaleye genel ağ üzerinden ulaşmak için BKZ.

http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933096.pdf



Sponsor

1 yorum:

  1. Nakşibendi tarikatının büyüklerinden sayılan Şeyh Sait 1865 yıllarında doğmuştu. Şeyh Sait Elazığ vilayetinin Palu kazasındandı. Küçük yaşta ailesiyle birlikte Hınıs‘a gitmiş ve orada yerleşmişti. Bir taraftan din ilmi tahsili yaparken, babasının ölümü üzerine ailenin reisi oldu. Üç karısı beşi kız, beşi erkek on çocuğu vardı. Hayvancılıkla geçinen şeyh çok zengindi. Yanında sadece çoban olarak 120‘ye
    yakın adam besliyordu. Hınıs‘a yerleşmesinde Palu‘da sahip olduğu büyük koyun sürülerine yetecek
    kadar mera olmaması etken olmuştu. Şeyh Sait, her yıl Hınıs‘ın ve bilhassa Şavşan nahiyesinin geniş
    meralarında yetiştirdiği on sürüye yakın hayvanları satmak için yüzlerce defa Halep‘e gidip gelir koyunları orada satar, oradan mal satın alır yada, altınlarını heybesi içine doldurur, Hınıs‘a dönerdi. Bu gezileri vasıtasıyla bütün havaliyi tanımış ve kendisini tanıttırmıştı. Bu Hınıs‘la Halep arasındaki yollar
    üzerinde şeyhi tanımayan hemen hemen yok gibiydi. Zenginliğin bir başka sebebi ailenin gayet akıllıca ve isabetli evlilikler yapması, kız alıp vermesidir. Bunların sonucu olarak Şeyh Sait‘in sayede koyunlarının sayısı çoğalmamış, aynı zamanda nüfuzu da büyümüştür. Şeyh Sait basit bir Nakşibendi
    büyüğü olduğu halde bir çok Nakşibendi şeyhinden daha geniş ve daha yaygın bir nüfuza sahipti. Gittikçe artan serveti, kendisine daha fazla nüfuz sağlıyordu. Feodal düzen içerisindeki ağalık sıfatıyla
    Kürtler üzerinde oldukça etkili idi. İsyanı tertip edenler bilhassa Zaza Kürtleri arasında büyük nüfuzu
    olması nedeniyle ömrünü rahat içinde geçirmiş; din,mezhep, siyaset ve hükümet ile alakası hiçbir zaman koyun sürülerinden daha fazla olmayan Şeyh Sait‘i isyanın başına geçirmişlerdi. Bölgede o tarihlerdeki Şeyhlik müessesesini sadece dini bir müessese olarak görmemek lazımdır. Şeyhler hekim kanun adamı,ruhani lider ve psikiyatrist işlevlerini de yerine getirmekteydiler. Bunun yanında şeyhler
    tekkelerinde oturan müritlerinin getirdikleri hediyelerle geçinen yaşlı başlı kimseler değil; ata binen, silah ve kılıç kullanmakta usta vuruşkan, gözü pek derebeylerdi. Şeyh Sait de isyana başladığı zaman
    altmışını geçkin olmasına rağmen dinç görünüyordu.Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Akis Yayınları, Ankara,1968.

    YanıtlayınSil