1 Aralık 2019 Pazar

Kanuni Sultan Suleyman Kimdir?

Yorum Yap
OSMANLI DEVLETİNİN 10. PADİŞAHI KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Doğum: Trabzon, 6 Kasım 1494  Ölüm: Zigetvar, 7 Eylül 1566
Saltanatı: 30 Eylül 1520- 7 Eylül 1566

Yavuz Sultan Selim'den olma, Tatar asıllı Kırım taraflarından Hafsa Sultan'dan doğma ''Süleyman Şah bin Selim Şah'' Osmanlı Devletinin onuncu padişahıydı. ''Muhibbi'' mahlasıyla büyük bir divan oluşturan, koyduğu yasalarla ''Kanuni'' olarak anılan I. Süleyman; Batılılar tarafından  ''Magnificent- Magnifique- Der Prachtige (Muhteşem)'' ya da  ''Grand Turc (Büyük Türk) '' gibi ünvanlar ile anılırdı.

XVI. yüzyılda dünya tarihine bakıldığında dönemin en güçlü, en ihtişamlı, üç büyük kıtaya yayılmış tek büyük imparatorluğu Osmanlı Devletiydi. Osmanlı'nın en parlak dönemi de ''Muhteşem'' Süleyman'ın dönemiydi. 46 yıl tahta kalan I. Süleyman, bu alanda en uzun süre Osmanlı tahtında kalan padişah olarak tarihe geçti. Bir diğer rekoru ise Osmanlı ordusu ile 13 kez sefere çıkmasıydı. Asya'dan Avrupa'ya, Afrika'ya sınırlarını genişleten, Akdeniz'i Türk gölü haline getiren, Tuna Nehrinden Hint Okyanusuna kadar geniş bir alanda deniz seferleriyle doğal sınırlarına ulaşan Osmanlıların, dönemin en büyük gücü olduğu tüm tarih otoriteleri bakımından tartışmasız kabul edilir.




Osmanlılar; diplomatik, ekonomik, askeri, bilim- teknik, mimari ve güzel sanatlar alanlarında altın çağındaydı. Büyük denizciler Barbaros Hayrettin ve Pir'i Reis; Şeyhülislam Ebussuud Efendi, Mimar Sinan, şair Baki, minyatür ustası Nigari ve daha pek çok sanatçı, bilim insanı, devlet adamı bu dönemdeydi.

Babası Yavuz Sultan Selim'in şehzadelik döneminde valilik yaptığı Trabzon'da doğan I. Süleyman, 1508'de Şebinkarahisar sancak beyliği görevine atandı. Sırasıyla Bolu ve Kefe sancak beyliklerinde bulundu. Babası I. Selim 1512'de  padişah olunca o da İstanbul'a geldi. ''Kaimmakam-ı Saltanat'' sanıyla İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513'te Saruhan (Manisa) sancak beyi oldu. Uzun bir süre bu görevde kaldı. 1520'de babası I. Selim vefat edince yaklaşık sekiz günde İstanbul'a geldi. Kendisi için 30 Eylül 1520'de cülus töreni düzenlendi. Bir gün sonra Topkapı Sarayından Edirnekapı'ya geçerek matem elbiseleri içinde babasının cenazesini karşıladı. Fatih Camiinde kılınan cenaze namazı sonrası ''Mirza Sarayı'' adlı yerde babasını defnetti. Muhteşem Süleyman'ın Osmanlıdaki en uzun saltanat dönemi başlıyordu.




Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman türbe ziyaretleri sonrası ordugaha geçti. Edirne'ye yola çıktı. Ordusuyla birlikte ilk seferi olan Belgrat  Seferine (1521) çıktı. 1 Ağustos 1521'de Belgrat'ı kuşattı. 29 Ağustos 1521'de ilk sefer-i hümayunu başarı ile sonuçlandı. ''Belgrat Fatihi'' Ekim ayı sonunda başkente geldi. 1522'de ise Saint Jean Şövalyelerinin elinde bulunan Rodos Adası fethedildi. 175 günlük kuşatma sonucunda Bodrum, Aydos, Tahtalı kaleleri fethedildi.  Rodos Adasında Hristiyan olarak yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murat ve oğulları boğduruldu. Murat'ın eşi ve kızları ise İstanbul'a gönderildi.

Yavuz döneminden beri vezir-i azam olan Piri Mehmet Paşa, 1523 haziranında yaşının ilerlemesi nedeniyle emekli edildi. Yeni vezir-i azam ise Süleyman'ın has odabaşı Frenk (Pargalı İbrahim) İbrahim Ağa oldu. Pargalı bir Rum devşirmesi olan Frenk İbrahim Paşa, tarihçi Hammer'in tabiri ile Süleyman'ın nedim-ü yar-ı mahrem-i esrarı idi. Manisa'dan beri Süleyman'ın sırdaşı, en yakın dostuydu. Henüz 28 yaşında başlayan bu sürpriz yükseliş sarayda dengeleri alt üst etti. Çünkü gelenekler gereği ikinci vezir Ahmet Paşa'nın veziri azam olması gerekirdi. Ahmet Paşa ise Mısır'a vali olarak gönderilmişti. Mısır'da isyan çıkartması ise gecikmedi. Mısır'da bağımsızlığını ilan edince isyan bastırıldı. Bu sırada İbrahim Paşanın hızlı yükselişi devam ediyordu. Kanuni'nin kız kardeşi Hatice Sultan ile evlenerek saraya damat oldu. Damat İbrahim Paşa ile Hatice Sultan'ın düğünleri  22 Mayıs'tan 5 Haziran 1524 tarihine kadar yaklaşık 2 hafta sürdü. Dillere destan düğün devam ederken Süleyman'ın  Hürrem Sultan'dan doğma şehzadesi II. (Sarı) Selim dünyaya geldi. ''Muhteşem'' Süleyman'ın işleri yolunda gidiyordu.

1525'te Yeniçeriler ayaklandı. Damat İbrahim Paşa'nın da sarayı dahil olmak üzere bir çok konak, rical evleri, gümrük ambarları yakıldı. Avdan dönen I. Süleyman isyanı çok sert bir biçimde bastırdı. İsyanın elebaşlarından yeniçeri ağası Mustfa Ağa'yı ve Reisülküttap Haydar Efendi'yi idam ettirdi. Kapıkulu Ocağı'na 200 bin duka para dağıtılarak isyan tamamen ortadan kaldırıldı. 

Kanuni döneminde Osmanlı- Fransız ilişkiler, Fransız Elçisi Kont Frangipani'nin huzura kabul edilmesiyle başlıyordu. O dönemde Fransa, Pavia Savaşında Almanya'ya yenilmiş, Fransa Kralı I. Fransuva Almanlara tutsak edilmişti. Hatta I. Fransuva'nın annesi Lousie de Savoie, Sultan Süleyman'a mektup göndererek yardım istemişti. 

23 Nisan 1526'da İstanbul'dan hareket eden Osmanlı ordusu 29 Ağustos 1526'da Tuna Nehri kıyısındaki Mohaç bölgesinde Macar ordusu ile karşı karşıya geldi. İkindide başlayan savaş birkaç saat içinde sonuçlandı. Macar ordusu bozguna uğradı. Macar ordusu kaçarken bataklıkta boğuluyordu. Kralları da ayni hazin sonu yaşadı. Mohaç zaferi sonrası Kanuni Sultan Süleyman  10 Eylülde Macaristan'ın başkenti Budin'in (Budapeşte) anahtarlarını teslim aldı. Sultan, Kurban Bayramını Budin'de geçirdi. Buradaki birçok ganimeti gemilerle İstanbul'a gönderdi. Budin ve Peşte kentindeki bir grup Hristiyan ve Musevi ahali Selanik ve İstanbul'a iskan ettirildi. Osmanlılar, 7 aylık bir sefer, sadece bir kaç saatlik bir meydan savaşı ile Macaristan'ı fethetmişti. Erdel voyvodası Janos Zapolya ise Macaristan Kralı ilan edildi. 13 Kasım 1526'da zafer alayıyla İstanbul'a dönüldü. Aynı yıl Anadolu'da çıkan Baba Zünnun ve Kalenderoğlu isyanları, 1527'de Veziriazam İbrahim Paşa tarafından bastırıldı.

1527'de İran'dan gelen Molla Kabız, Hz. İsa'nın bütün peygamberlerden üstün olduğunu iddia ediyordu. Bunu Kur'an ayetleri ile kanıtlamaya çalışıyordu. İstanbul'da sunni ulemanın da tepkisini çekiyordu. Molla Kabız, en büyük Osmanlı mahkemesi olan Divan-ı Humayun'da kazaskerler huzurunda yargılandı. Bu sırada Sultan Süleyman ''Adalet Kasrı'' adlı kafesli bölümden yargılamayı dikkatle izliyordu. Kadri Çelebi ve Fenerizade Muhyiddin Çelebi de duruşmada hazırdı. Mollanın iddiaları dikkatle dinlendi. Fakat iddiaları önce çürütülemedi. Hatta hemen idamına karar verildi. Veziriazam İbrahim Paşa kazaskerleri iddiaları çürütmeden idam kararı vermemeleri doğrultusunda uyardı. Hatta Kanuni Sultan Süleyman da şunları söylüyordu:

''Bir mülhid divanımıza gelür, Hazreti Peygamberimizin i'tila-i şanına nakz veren hezeyana cüret kılur ve zum-i fasidince delail ve nusüs dahi nakleder ve mülzem olmadan çıkar gider, bu bais nedür?''

Bir gün sonra dava yargıçlığını Şeyhülislam Kemalpaşazade ile İstanbul Kadısı Sadi Çelebi üstlenir. Bunlar Mollanın tezlerini çürütür. Kendisine bu fikirden dönmesi uyarısı yapılır. Molla Kabız fikrinden dönmeyince boynu vurularak idam edilir.

16 Mayıs 1529'da Viyana'ya sefere çıkıldı. Bu sırada veziriazam İbrahim Paşa'ya seraskerlik ve Rumeli Beylerbeyliği ünvanları verildi. Serasker sanının şimdiye kadar hiçbir vezire verilmemiş olması Süleyman'ın Makbul İbrahim'e verdiği önemin bir işaretiydi. Tarihte I. Viyana Kuşatması olarak bilinen sefer başarısızlıkla sonuçlanınca Süleyman, 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.

27 Haziran 1530'da I. Süleyman'ın şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim görkemli bir törenle sünnet edildi. 

25 Nisan 1532'de I. Süleyman, Almanya Seferine çıktı. Ramazan Bayramı'nı Edirne'de geçirdikten sonra Niş'e geçti. Süleyman'ın amacı; Kutsal Roma-Germen (Alman) İmparatorluğuna, İspanya'ya Kral V. Şarl'a, Avusturya'ya Kral Ferdinand'a gücünü ispat etmekti. Avrupa'nın bu büyük imparatorlukları Osmanlı'nın karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Osmanlı akıncıları, Almanya içlerine kadar ilerledi. Osmanlı ordusu, 11 Ekim'de Slovenya'ya girdi. Bölge, sultana bağlılıklarını bildirdi.  Padişah, 21 Kasım 1532'de İstanbul'a döndüğünde beş gün beş gece zafer şenliği yapıldı. Halkın coşkusuna Sultan Süleyman ve İbrahim Paşa tebdili kıyafet ile katıldı. Şenlik sonrası Şehzade Mustafa, 20 yük akçe ödenek ile Saruhan (Manisa) sancağına çıkarıldı. 

27 Aralık 1533'te Cezayir'in hakimi Müslüman denizci Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) İstanbul'a geldi. Kaptan-ı Derya Kemankeş Ahmet Paşa tarafından karşılandı. Görkemli tören sonrası 28 Aralık'ta Sultan Süleyman'ın huzuruna çıktı. Hızır Reis, padişaha törenle birçok hediye sundu. 200 seçme köle; altından kupalar ve gümüş sürahiler taşımakta, arkalarında omuzunda altın keseleri olan soylu tutsaklar ve onların da arkasında sırasıyla; değerli hediyelerle 200 köle, boyunlarında değerli gerdanlıklar, omuzlarında sırma işlemeli kumaşlar bulunan  200 esir çocuk, 200 Avrupalı kadın esir, ipek yüklü 100 deve, zincirlerle bağlı vahşi Afrika hayvanları dönemin en büyük sultanına sunulan en büyük jestlerden biriydi. Hızır Reis, Nam-ı değer ''Kızıl Sakal'' Müslüman korsan reisleri ile padişahın giydirdiği hilatle 6 Nisan 1534'te Osmanlı İmparatorluğu'nun Kaptan-ı Deryası oldu. Cezayir, Osmanlı topraklarına katıldı. Barbaros da Cezayir beylerbeyi oldu. Vezir-i Azam İbrahim Paşa ile Halep'te görüştükten sonra tersaneye yerleşti.

Kanuni, 11 Haziran 1534'te Irakeyn Seferine çıktı. Yaklaşık bir buçuk yıl süren bu sefer sonucunda Van, Bağdat, Tebriz fethedildi. Matrakçı Nasuh; '' Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han'' adlı minyatürlü kitabında bu seferi konu edindi. Matrakçının da ünü arttı. ''Bağdat Fatihi'' Kanuni ile  ''Tebriz Fatihi'' Pargalı İbrahim Paşa başkente döndüğünde 5 gün 5 gece şenlikler düzenlendi.   

Kanuni, 19 Mart 1534'te annesi Hafza Sultanı kaybetti. Valide Hafza Sultanın ölümü, haremde Hürrem Sultan'ın saltanatını başlattı. Sultan Süleyman'ın üzerinde tartışmasız tesiri bulunan Hürrem Sultan, haremdeki iktidar mücadelesinde avantajlıydı. İddialara göre Pargalı İbrahim'in Osmanlı tahtında gözü olduğuna Kanuniyi inandırması, Pargalı'nın sonu olmuştu. Pargalı, Kanuni'nin en yakın arkadaşı, sırdaşı, eniştesi, vezir-i azamıydı. 13 yıldır vezir-i azamlıkta bulunan Pargalı; bir Ramazan gecesinde Kanuniyle geç vakitlere kadar kurulu bir sofrada söyleşip konuştu. Uykuya çekilmek üzere gittiği odasında Kanuni tarafından boğduruldu. Böylece ''Makbul'' İbrahim Paşa dönemi sona erdi. 


Kanuni ve Hürrem Sultan
Hürrem Sultanın kışkırtmaları ile kimi kaynaklara göre gururu, kimi kaynaklara göre entellektüel tavrı eklenince bu son, kaçınılmaz oldu. Budin'den getirdiği heykelleri At Meydanına diktirince dönemin bağnazları, İbrahim Paşa'yı dinsizlikle suçladı. 

Pargalı İbrahim'in boğdurulduğu, yerine Vezir Ayas Mehmet Paşa'nın getirildiği yıl, 1536'da, Barbaros Hayrettin Paşa donanmasını güçlendirerek Akdeniz'e açıldı. 1538 ise Preveze deniz Savaşı ile Haçlı Donanması bozguna uğratıldı. Osmanlıların Akdeniz egemenliği perçinlendi. Aynı yıl Hadım Süleyman Paşa, I. Hint Deniz Seferini başlattı.

1539'da Ayas Mehmet Paşa vefat etti. Lütfi Paşa vezir-i azam oldu. Sultan Bayezıt ve Cihangir sünnet edildi. Kanuni ve Hürrem'in kızları Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa ile evlendi. 

Lütfi Paşa'nın vezirliği çok uzun sürmedi. Çünkü fuhuş yaptığı tespit edilen bir kadını çok sert bir biçimde cezalandırdı. Öyle ki kadının cinsel organını ustura ile oydurdu. Lütfi Paşa'nın eşi ve aynı zamanda Kanuni'nin kız kardeşi Şah-ı Huban Sultan, bu duruma çok sert bir tepki gösterdi. ''Kangı vezir zamanında bu yüzden keşf-i avret kılınmışlar ki senin asrında vaki ola'' diye serzenişte bulununca Lütfi Paşa'dan tokat yedi. O sırada harem ağaları ve cariyeler, Lütfi Paşa'yı bu tokat üzerine tartakladı. Haliyle olay Süleyman'ın kulağına gidince de Lütfi Paşa vezir-i azamlıktan azledildi. Dimetoka'ya sürüldü. Şah-ı Huban, paşayı boşadı. Vezir-i azamlığa ise I. Hint Deniz Seferi'nden dönen Hadım Süleyman Paşa getirildi. 

Kanuni, 1541'de Budin'in tamamını tekrar Osmanlı sınırlarına dahil etti. 1542'de kışı Edirne'de geçirdi. 1543'te Estergon (Usturgon) seferine çıktı. Estergon fethedildi. Aynı yıl, 6 Kasım'da Şehzade Mehmet, Manisa'da vefat etti. Onun için Şehzade Camiinin yapılmasını emretti. 

1544'te Divan-ı Humayun'da bugüne dek görülmemiş bir olay yaşandı. Vezir-i Azam Hadım Süleyman Paşa ile Deli Hüsrev Paşa divan toplantısı sırasında bellerinde hançeri çekerek kavgaya tutuştu. Bu olay, ikisinin de vezirlikten atılmasına yol açtı. Hürrem Sultan'ın damadı Rüstem Paşa'ya da gün doğdu. 

Kanuni ve Hürrem, 1544, 1545, 1546 yıllarının kış aylarını tamamen Edirne'de geçirdi. Osmanlı Devleti, büyük denizcisi Barbaros Hayrettin Paşayı ise 4 Temmuz 1546'da İstanbul'da kaybetti. Beşiktaş'ta türbesine defnedildi.     

1547'de Şah İsmail'in oğullarından Şirvan Valisi Elkas Mirza; ağabeyi İran şahı Şah Tahmasb'a isyan etti.  Elkas Mirza, Osmanlıların desteğini alabilmek için İstanbul'a geldi. İranlı Prens, kanuninin huzuruna çıktı. Kendisi için ziyafet verildi. Hürrem, İran prensini değerli armağanlar ile onore etti. 27 Mart'ta ise ''Elkas Seferi'' başlatıldı. Kanuni Adilcevaz'da ordugah kurdu. Tebriz'e yürüdü. Bölgeyi işgal etti. Şah Tahmasb ise İran'ın içlerine doğru çekildi. Elkas Seferi 21 Aralık 1549'da sona erdi. 

Kanuni, 1549'tan 1553'e kadar sefere çıkmadı. İstanbul ve Edirne'de kalarak kanun yazmaya başladı. Kanuni lakabı da buradan gelmektedir.( Sultan Süleyman Kanunnamesi)

28 Ağustos 1553'te Kanuni, İran'nın Osmanlı sınırlarını ihlal etmesi nedeniyle Nahçivan Seferi'ne çıktı. Bu sırada ise Hürrem Sultan'ın damadı Rüstem Paşa, Hürrem'in emriyle Şehzade Mustafa'yı gözden düşürmek için Anadolu'da türlü oyunlar oynuyordu. Şehzade Mustafa'nın babasını yıkmak için İranlılarla işbirliği yaptığını sahte mektuplar ile komplolar kurarak iddia ediyordu. Kanuni ise oğluna hınçla dolmuştu. Yine de böyle bir şeyi Mustafa'nın yapacağına inanamıyor; fakat gelen raporlar moralini bozmaya yetiyordu. Bu ayak oyunlarından sonradan haberi olan Şehzade Mustafa, babasının kendisine inanacağından emindi. 6 Ekim 1553'te Konya Ereğlisinde orduya askerleriyle katıldı. Süleyman'ın huzuruna çıkan Şehzade Mustafa, babasını ikna edemedi. Dilsiz cellatlar çadırda Mustafa ile boğuşmaya başladı. Nihayetinde Mustafa pes etti. Cellatlar şehzade Mustafa'yı boğdu. Ordu tarafından çok sevilen Şehzade Mustafa'nın canına kıyılınca Yeniçeriler, vezir-i azam Damat Rüstem Paşa'yı ele geçirmek istediler. Rüstem Paşa azledilerek İstanbul'a gönderildi. Kara Ahmet Paşa vezir-i azamlığa getirildi. 

Kanuni'nin  Hürrem'den olma şehzadesi Cihangir, çok sevdiği ağabeyi Mustafa'nın katline derin bir üzüntü ile hastalandı. Çok hassas olan Cihangir'in hastalığı ilerledi. 27 Kasım 1553'te Halep Kışlağı'nda şehzade Cihangir vefat etti. Bu ölümle Kanuni ikinci kez sarsıldı. İstanbul'a getirilen cenaze, Şehzade Mehmet türbesine defnedildi.

Acı olayların yaşandığı bu süreçte bir taraftan İran Seferi de devam etmekteydi. Şah Tahmasb, Osmanlıların karşısına çıkamıyor; geri çekiliyordu. Kanuni ise kışı Amasya'da geçirdi. 29 Mayıs 1555'te ise ilk Osmanlı-İran anlaşması olan Amasya Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile; Azerbaycan'ın batısı ve Irak Osmanlıların oldu.

2 yıldır payitahtan uzak Kanuni; 31 Temmuz 1555'te Üsküdar'a geldi. Aynı dönemde ortaya çıkan, Edirne'deki Düzmece Mustafa İsyan bastırıldı. Hürrem ve kızı Mihrimah Sultanın telkinleri etkili olsa gerek vezir-i azam Kara Ahmet Paşa görevden alınarak yerine Rüstem Paşa ikinci kez vezir-i azam oldu. Kara Ahmet Paşa idam edildi.

15 Ağustos 1556'da, Süleymaniye Külliyesi altı yıllık bir inşa çalışmasının ardından hizmete girdi. İlk kahvenin İstanbul'a gelmesi ve ilk kez kahvehanelerin açılması da yine bu dönemdedir. Halepli Hakem ve Şamlı Şems adlı iki Arapın Tahtakale'de açtıkları ilk kahvehaneler doldu taştı.

15 Nisan 1558'de ise Hürrem Sultan vefat etti. Onun ölümü iki oğlu Şehzade Bayezid ve Şehzade Selim arasındaki taht kavgasını hızlandırdı. Şehzade Selim ve Şehzade Bayezid Konya'da meydan savaşına tutuştu. Bayezid, Selim'e yenilince Amasya'ya çekildi. Kanuni ise Bayezid'a karşı cephe aldı. Şehzade Bayezid ise yaklaşık 2000 kişilik birliği ile İran'a sığındı. İran şahı Tahmasb ise Bayezıd ve oğullarını Osmanlıya teslim etti. 25 Eylül 1561'de Şehzade Bayezid ve oğulları Kazvin'de boğduruldu. Bir evlat acısı daha yaşayan Kanuni yaşlanmıştı. Şehzadelerin cenazeleri ise Sivas'ta gömüldü. 

Aynı dönem Kaptan-ı Derya Piyale Paşa, İtalya-İspanya Deniz Ortak Donanmasını mağlup ederek İstanbul'a zaferle döndü.

12 Temmuz 1561'de ise 2 defa toplam 15 yıl vezir-i azamlık yapan Damat Rüstem paşa vefat etti. Yerine usullere uygun olarak Semiz Ali Paşa atandı. Damat Rüstem Paşa'nın Osmanlı tarihinin en zengin veziri olduğu iddia edilir. Yabancı elçiler Rüstem Paşadan bahsederken; zenginliğe, paraya, rüşvete olan düşkünlüğünü belirtirler. Kendi adını taşıyan külliyeler ve kervansaraylar kurmuş olan Rüstem Paşa; İstanbul'un iaşesi, murabahanın önlenmesi, göçün durması konularında da tedbirli davranmıştır.

20 Eylül 1563'te İstanbul'da büyük bir sel felaketi yaşandı. Gece boyunca yağan şiddetli yağmur ve düşen yıldırımlar, sellere ve yangınlara neden oldu. Halkalı Deresi kabardı. Sel ağaçları kökleriyle sürükleyip götürdü. Yenibahçe'den Langa Bostanına kadar her yeri su bastı. Can kayıpları yaşandı. O gün Yeşilköy'de ava çıkan Kanuni, yoğun yağıştan İskender Çelebi Sarayı'na sığındı. Sel burayı da vurunca enderun görevlileri padişahı sırtında taşıyarak kurtardı.



Sultan Süleyman yaklaşık 11 yıldır seferlere gitmiyordu. 1566'da Sadrazam Sokolovikoğlu (Sokullu) Mehmet Paşa'nın da ısrarı ile son kez sefere çıktı. Muhteşem Süleyman Zigetvar Seferi için 1 Mayıs 1566'da İstanbul'dan ayrıldı. Artık gençliği kalmamış, yetmiş yaşlarını aşmış, dedeleri gibi gut (nikris) hastalığı ile boğuşan, uzun bir seferi kaldıramayacak haldeydi. Öyle ki İstanbul'u terk ettikten sonra atından inerek kapalı atlı arabaya binmişti. Hava değişimi Edirne'den sonra Kanuni'yi etkiledi. 5 Ağustos'ta ise Sigetvar ( Zİgetvar ) kuşatılmaya başlandı. Padişahın çadırı, Similehov Tepesine kuruldu. Çadırda hasta yatan Kanuni, kuşatma ile ilgili bilgileri Sokullu'dan sözlü rapor halinde alıyordu. Çadırından çıkamayan Kanuni'yi askeri de göremeyince asker merak içinde kalıyordu. Askerin moralini yüksek tutmak için; ''Padişah-ı alem-penah çıkamaz; mübarek ayakları incindi deyü'' diye söylendi. Hekimbaşı İbn Kaysun'a göre; ''bi-hasbi't- tıb ilac-pezir değildi.'' Kanuni'nin durumu umutsuzdu. 7 Eylül 1566 Cumartesi gecesi; dizanteri, felç, nikris, anjin ya da bunların intilatından ''sabaha dört sa'at kaldukta bu mihnet âbâd dünyadan'' göçtü. 46 yıllık saltanat burada sona erdi. Sokullu Mehmet Paşa bir müddet Kanuni'nin ölümünü sır tuttu.
''Tabib İbn Kaysun, Rikâbdar Musa ve Mustafa Ağa ve Hasan Ağa, İmam Derviş Efendi, cümlesi on iki nefer kimesne mübarek cesedini gasledüb tekfîn eyleyüb namazın kılub tabut ile taht altında emanet kodular.'' Naaşın iç organları cesedin korunması amacıyla çıkarılarak; yatağının bulunduğu yere gömüldü. Cesede tahnit işlemi başlatıldı. Türlü ilaçlar, misk ve amberlerle muşambalara sımsıkı sarıldı. Bir tabuta konuldu. Tarihçilerin deyimiyle Sokullu, Kanuni'yi âdeta pastırma yaptı. Bir gün sonra ise Zigetvar Kalesi,dört yanına odunlar yığılıp yangına verilerek bir harabe yığıntısı halinde fethedildi. 34 gün boyunca Zigetvar'ı cesurca savunan komutan Zrinyi Miklos; başında turna telleri süslü serpuş, boynunda altın zincir, üstünde ipekli bir kaftan ve 600 askeri ile kaleden çıktı. Esir alınan komutan orada kılıçla hal'edildi.

Kanuni'nin vefatı 48 gün gizlendi. Sultan Süleyman'ın el yazısına  yazısı çok benzeyen Silahdar Cafer Ağa'ya fermanlar, zafernameler yazdırıldı. Zafer şenlikleri düzenlendi. Ordu 21 Ekim'de Zigetvar'dan ayrılırken; Kanuni'yi taşıyan görkemli saltanat arabası da hareket etti. Padişaha benzetilen Hasan Ağa ak yüzlü, doğan burunlu, küsec sakallı, boynu sargılı ve hasta bir mizaca sokuldu. Hatta üstüne Sultan Süleyman'ın zafer elbiseleri giydirildi. Saltanat arabasında giderken arada perdeyi aralayıp sağa sola selam verdi. Bu oyun, Mohaç Ovası'na kadar sürdürüldü. Sarı Selim'in gelmesi ile birlikte Sokullu Mehmet Paşa, Sultan Süleyman'ın ölümünü açıkladı. Tarihçiler; ''hay hay ile ağlaşulub inleşildiğini'' belirtir. Kanuni'nin cenazesi 28 Kasım 1566'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı cenaze namazı sonrası Süleymaniye Cami'ndeki türbesine defnedildi. 


Derleyen: Ali ÇİMEN

Temel Kaynak: SAKAOĞLU Necdet, Bu Mülkün Sultanları, İstanbul 1999, s.142.-158.





















Devamını oku

18 Temmuz 2019 Perşembe

Aynalıkavak Tenkihnamesi Nedir?

Yorum Yap
21 Mart 1779 tarihinde Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasında imzalan bir sözleşme, anlaşmadır. Bu sözleşme ile Osmanlı Devleti; Küçük Kaynarca Anlaşması'nın şartlarını tekrar kabul etmiş, Çarlık Rusya'sına ticari imtiyazlar tanımış, Kırım'ın elden çıkmasına bir kez daha onay vermişti.

1774 Küçük Kaynarca Anlaşması'nda hem Osmanlı hem de Rusya Kırım'ın bağımsızlığını kabul etmiş; Osmanlı'dan kopan Kırım'ın dini açıdan halifeye bağlı olmasında karar kılınmıştı. Fakat Çarlık Rusya; Şahin Giray'ı Kırım'a oldu-bitti ile han seçtirerek Kırım'ın içişlerine müdahalede bulunmuştu. Bu müdahalede temel amaç Kırım'ı Rusya'ya bağlamaktı.. Bu durum Kırım halkında hoşnutsuzluğa yol açtı. İç karışıklıklar çıktı. Kırım'da yaşayan Tatarlar isyan etti.  Bu tutum karşısında ise Osmanlı Devleti; Şahin Giray'ın kardeşi Selim Giray'ı destekledi ve onu han olarak tanıdı. Osmanlı-Rus ilişkileri yeniden gerilmeye başlamıştı. İsyanın sona ermesinden sonra ise taraf devletler bir araya gelerek Aynalıkavak Kasrında bir sözleşme imza ettiler.

21 Mart 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesine göre;

1- Küçük Kaynarca Anlaşması tekrar kabul edildi.

2- Osmanlı Devleti Şahin Giray'ın hanlığını tanıdı.

3- Osmanlı Devleti Çarlık Rusya'ya ticari imtiyazlar verdi.

4. Kırım'a seçilecek han için halifenin onayı şart koşuldu. 

NOT: 1783'te Çarlık Rusya Kırım'ı topraklarına kattı. Böylece amacına ulaşmış oldu.



Aynalıkavak Kasrı













Devamını oku

15 Eylül 2017 Cuma

Milli Mücadele Dönemi Eserleri

2 comments
          ESER                                                 YAZAR

Yüzbaşı Selahattin'in Romanı              İlhan SELÇUK                      

Kurtlar Sofrası                                       Attila İLHAN

O Sarışın KURT                                     Attila İLHAN

Kuvay-i Milliye Destanı                       Nazım Hikmet RAN

Arkadaşıma Veda                                  Zülfü LİVANELİ                     

Türk'ün Ateşle İmtihanı                      Halide Edip ADIVAR
                   
 Vurun Kahpeye                                      Halide Edip ADIVAR
                     
Ateşten Gömlek                                     Halide Edip ADIVAR
                    
 Dağa Çıkan Kurt                                    Halide Edip ADIVAR
                   
 Yaban                                                       Yakup Kadri

 Ankara                                                     Yakup Kadri

 Ergenekon                                              Yakup Kadri (Makale) 
                  
 Sodom ve Gomore                                 Yakup Kadri 
                 
 Milli Savaş Hikayeleri                            Yakup Kadri 
                 
Vatan Yolunda                                          Yakup Kadri
                
Üç İstanbul                                               Mithat Cemal KUNTAY
                
Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları        Ebubekir HAZIM
                
Küçük Ağa                                                Tarık BUĞRA
               
Yorgun Savaşçı                                         Kemal TAHİR
       

       
 Esir Şehrin İnsanları                              Kemal TAHİR
               
Yeşil Gece                                                  Reşat Nuri GÜNTEKİN

Kalpaklılar                                                Samim KOCAGÖZ

Köylüler                                                     Talip APAYDIN

Vatan Dediler                                          Talip APAYDIN 

Toz Duman İçinde                                  Talip APAYDIN 

Şu Çılgın Türkler                                    Turgut ÖZAKMAN

Cumhuriyet: Türk Mucizesi                  Turgut ÖZAKMAN

Cumhuriyet Çocuğu                               Nihat YEĞİNOBALI

Dumlupınar Yolunda                             Kemalettin KAMU 
               
Üç Şehitler Destanı                                Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
             
 İSTİKLAL MARŞI                                   M. Akif ERSOY



Devamını oku

11 Eylül 2017 Pazartesi

osmanlı'da 19. yüzyılda açılan meslek okullarının isimleri nelerdir?

2 comments
     
     Avrupa'da başlayan Sanayi İnkılabı, bunun yanında bilim ve teknikteki gelişmeler, ulaşım ve haberleşmenin ilerlemesiyle Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda batı ile ilişkilerini artırdı. Avrupa'daki önemli değişimleri izleyen Osmanlı Devleti, ister istemez her bakımdan bu değişimden nasibini aldı. Bu süreçte esnaf teşkilatı olan loncalar önemini yitirmeye başlarken, mesleki eğitimde değişim ve gelişmeler başladı. Bunun sonucunda 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı ülkesinde meslek okulları açılmaya başlandı. Bu dönemde açılan önemli meslek okulları şunlardır:

Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu- 1848)

Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu- 1870)

Baytar Mektebi  (Veteriner Okulu-1891)

Islahhane            (Sanat Okulu-1860)

Sanayi Mektebi (1868)

Hukuk Mektebi (1874)

Eczacı Mektebi  (1839)

Maden Mektebi 

Telgraf Mektebi

Orman Mektebi

Halkalı Ziraat Mektebi (1892)

Lisan Mektebi   (Yabancı Dil Okulu-1864)

Ticaret Mektebi (1881)

Müze Mektebi

Kaptan Mektebi




Devamını oku

21 Kasım 2016 Pazartesi

Müttefik Nedir?

3 comments
Aynı fikre sahip, birbiri ile anlaşma içinde olup birlikte hareket eden insan ya da devletler topluluğuna Müttefik denir.

Arapça kökenli müttefik sözcüğü, Tükçe'ye bağlaşık olarak çevrilir. Müttefik kavramı; I. Dünya Savaşı'nda itilaf (Anlaşma) Devletleri için kullanılırdı. II. Dünya Savaşı yıllarında Mihver devletlere karşı İngiltere, Fransa, ABD, ve SSCB tarafından Müttefik Grubu oluşturulmuştu.

Müttefik-Bağlaşık

Devamını oku

Milli Uyanış Ünitesi Cemiyetler

4 comments
CEMİYETLER


Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra başlayan işgallere, İstanbul Hükümeti sessiz kalınca halk bir çok yerde cemiyetler kurdu. Bunun yanında azınlıklar ile bazı Osmanlı vatandaşları da İşgallerin başlaması için harekete geçtiler. Bu cemiyetler Yararlı ve Zararlı diye iki gruba ayrılmıştır.




YARARLI CEMİYETLER  

                                                       *İzmir Müdafa-i Hukuk C.
                                                       *Reddi İlhak C.
                                                       *Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk C.
                                                       *Vilayeti Şarkiye (Doğu Anadolu ) Müdafa-i Hukuk C.
                                                       *Trabzon Müdafa-i Hukuk C.
                                                       *Milli Kongre Cemiyeti
                                                       *Kilikyalılar Cemiyeti
                                                       *Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan C.



ZARARLI CEMİYETLER



AZINLIKLARIN KURDUĞU ZARARLI CEMİYETLER


Rumların Kurduğu

*Mavri Mira C.
     
    *Etnik-i Eterya C.
  
 *Pontus Rum C.


Ermenilerin Kurduğu

*Hınçak veTaşnak C.

Musevilerin Kurduğu

*Macabi ve Alyans-İsrailit C.


TÜRKLER TARAFINDAN KURULAN ZARARLI CEMİYETLER

                                                                  *Sulh ve Selameti C.
                                                                  
                                                                  *Teali İslam C.
                                                                  
                                                                  *Kürt Teali C.
                                                                  
*Hürriyet ve İtilaf C.
                                                                  
*İngiliz Muhipler C.

*Wilson İlkeleri C.


YARARLI CEMİYETLER



Milli Kongre Cemiyeti: İşgallerin haksız olduğunu basın-yayın yoluyla dünyaya duyurmaya çalışıyor.

NOT: Diğer cemiyetler bölgesel hareket ederken Milli Kongre Cemiyeti Ulusal özelliktedir.

Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinde Ermeni ve Fransızların olumsuz faaliyetlerini engellemek için kuruldu.

NOT: Silahlı direniş ilk bu cemiyet tarafından Hatay Dörtyol’da başlatıldı

Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu’da Ermeni devletinin kurulmasına engellemek için kuruldu.

Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti: Karadeniz’deki Rumların, Pontus Rum Devletini kurma çalışmalarını engellemek için kuruldu.

İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: İzmir civarının Yunanistan’a verilmesini engellemek için kuruldu.

Reddi İlhak Cemiyeti: İzmir’in işgali üzerine kuruldu. Daha sonra İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ile birleşti.

Trakya-Paşaeli Cemiyeti: Trakya’daki Rum faaliyetlerine engel olmak ve bölgenin işgale uğramasını engellemek için kuruldu. Edirne’de kuruldu.

NOT: Trakya- Paşaeli Cemiyeti eğer yurt genelinde bağımsızlık elde edilemezse, kendilerine ait bağımsız bir devlet kurma amacı vardır.

Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti: Sivas’ta kadınlar tarafından oluşturulan yaralı bir cemiyettir.


Yararlı Cemiyetlerin Amaçları

*İşgallerin haksız olduğunu basın yayın yoluyla bütün dünyaya duyurmak ve işgallere karşı direnmektir. 

*Bölgesel olarak kurulmuşlardır.

*Temelllerinde Türk milliyetçiliği vardır.

*Temel amaçları kendi yörelerinin düşmandan kurtarılmasını sağlamaktır.

*Silahlı direniş öncesinde basın-yayın yolunu ve protesto mitinglerini tercih etmişler; bölgesel kongreler düzenlemişlerdir.

*Wilson prensiplerindeki kendi kaderini kendi tayin hakkına dayanarak hak savunması yapmışlardır.


ZARARLI CEMİYETLER

Azınlıklar Tarafından Kurulan Cemiyetlerdir.

Etnik-i Eterya: Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurmaktı.

Mavri  Mira  Cemiyeti:  Rumlar tarafından kuruldu. Bu cemiyetin  amacı, Büyük Yunanistan’ı kurmaktı. Megali İdea adı verilen düşünceyi gerçekleştirmek için çalıştı.

***MEGALİ İDEA: Büyük Yunanistan’ı kurma fikrine denir.

Pontus Rum Cemiyeti: Karadeniz Bölgesi’nde Pontus Rum Devleti kurmak istiyordu.

Taşnak ve Hınçak Cemiyeti: Doğu Anadolu bir Ermeni Devleti kurmak istiyordu. Rusya ve Fransa tarafından destekleniyordu.

Macabi ve Alyans-İsrailit Cemiyeti:  Öncelikli amaçları; işgal yıllarında varlıklarını ve ticari ilişkilerini korumaktı. gizli amaçları ise İsrail devletini kurmaktı.


Milli Varlığa Düşman Cemiyetler

( Türkler tarafından kurulan)

Sulh ve Selameti Osmaniye Cemiyeti: Kurtuluşun halifeye ve padişaha bağlı kalınırsa ancak kurtuluşun olabileceğini savunuyordu.

Teali İslam Cemiyeti: Halifeye bağlı kalmak gerektiğini savunuyordu. Medrese Müderrisleri tarafından kuruldu.

Kürt Teali Cemiyeti: Doğu ve Güneydoğuda bağımsız bir Kürt devleti kurma amacındaydı

Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti: İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı kuruldu.

Wilson İlkeleri Cemiyeti: ABD mandası altına girilirse kurtuluşun gerçekleşeceğini savunuyorlardı.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngiliz himayesine girerek kurtuluşun gerçekleşeceğini savunuyorlardı. Sadrazam Damat ferit Paşa bu derneğin hızlı bir üyesiydi. Padişah Vahdettin de derneğin kokteyllerine misafir olarak katılırdı.

YAZAR: Doğan KILIÇ
                Sosyal Bilgiler Öğretmeni









Devamını oku

Amiral Bristol Raporu Kurtuluş Savaşı Haklıdır

Yorum Yap
Türk Kurtuluş Savaşı tarihinde; Kurtuluş Savaşı'nda haklılığımızı ilk kez ortaya koyan önemli bir rapor bulunmaktadır: Bu rapor, Amiral Bristol Raporu'dur.


Amiral Bristol Raporu
12 Ekim 1919

Yunanlılar, 15 Mayıs 1919'da, İzmir'in işgali sonrası, Türk mahallelerinde katliamlara giriştiler. Bu durum, dünya kamuoyuna duyurulmaya çalışıldı. İstanbul'daki işgalci İtilaf Devletlerinin yüksek komiserlerine ''Yunan ordularının zulüm ve edepsizliklerini ''anlatan raporlar geliyordu. Milletler Cemiyetinin kurulması arefesinde bu durum, Avrupa kamuoyunda yankı buldu. Nihayetinde İtilaf devletleri, durumu değerlendirmek amacıyla ABD'li Amiral Bristol liderliğinde bir grup İtilaf Devletleri temsilcisini, olayları yerinde incelemek üzere İzmir'e gönderdi. Heyet, İzmir, Ödemiş, Menemen, Nazilli, Manisa, Ayvalık gibi yöreleri dolaştı. Amiral Bristol, bölgedeki incelemelerini bir rapor halinde yayımladı. Bu rapora göre özetle şu ifadeler yer aldı:

''Başlangıçta düzenin korunması amacını taşıyan plan, bölgenin açıkça Yunanistan'a katılması biçimini almıştır. Yunanlılar kendilerine verilen görevi yapmaya yeterli değildir.

*Mütarekeden sonra, İzmir ve havalisinde (çevresinde) Hristiyan halkın hayatının tehlikede olduğuna dair barış konferasına yanlış bilgi verilmiştir. Bu bilgiyi vermiş olan hükümetler ve kişiler sorumludur.

*İşgalden sonra Batı Anadolu'da yapılan katliamların sorumlusu Yunanlılardır.

*Yunan askerlerinin derhal geri çekilmesi ve yerlerine itilaf kuvvetlerinin getirilmesi gerekir.

*İzmir ve havalisinin milliyet prensiplerine göre, Yunanistan'a katılması söz konusu olamaz. Çünkü bu yerlerde Türk çoğunluğu egemendir.''

Böylece Paris Barış Konferansı'na Rumların (Yunanistan) sahte belgelerle hak iddia ettiği anlaşılmış, işgalin haksız olduğu resmi bir raporla tespit edilmişti.İngiltere, her ne kadar bu raporu dikkate almak istemediyse de Mustafa Kemal Paşa bu raporu, Kurtuluş Savaşı'nı desteklemek için her defasında kullandı.

 Amiral Bristol Raporu, Türk Milletinin Kurtuluş Savaşı'nın haklılığını ortaya koyan ilk uluslararası belge olmuştur.


KAYNAK: Prof. Dr. Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I,Ercan Kitabevi, Eylül 2000, s. 133-134.


Derleyen Ali ÇİMEN
Devamını oku

Milli Uyanış Ünitesi Paris Barış Konferansı

Yorum Yap
PARİS BARIŞ KONFERANSI

18 OCAK 1919

İtilaf devletleri, I. Dünya Savaşı sonrası yenilgiye uğrayan İttifak devletleriyle yapacakları barış antlaşmalarının taslaklarını görüşmek amacıyla, 18 Ocak 1919'da, Fransa'nın başkenti Paris'te bir konferans düzenlediler.

Bu konferansa 32 ülke katıldı. Konferansta özellikle İngiltere, Fransa ve ABD etkili oldu. Konferans başladıktan sonra,  Osmanlının toprak paylaşımı konusu ön plana çıktı.

Konferans sırasında, İngiltere ile İtalya arasında gerginlik yaşanmıştır. Bunun sebebi, İtilaf devletleri I. Dünya savaşında İtalya’yı yanlarına çekmek için Osmanlı egemenliğindeki Batı Anadolu’yu yani İzmir ve çevresini İtalya’ya vereceklerini vaat etmişlerdi. Bu yüzden İtalya savaşta saf değiştirmişti. Ancak konferansta İngiltere buna karşı çıktı ve Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesini istedi. Bunun üzerine İtalya konferansı tek etti. ABD ise Wilson ilkeleri'ne uyulmadığı gerekçesiyle Avrupa ülkeleri ile arasına sınır koydu. (ABD'nin Monroe Doktrini, devreye girdi.)

NOT: Bu süreçten sonra, I. Dünya Savaşından en karlı çıkan devlet, İngiltere olmuştur. İtalya ve müttefiklerinin daha fazla toprak kazanmasını istemeyen ABD, Wilson ilkeleri'ne yeterince uyulmayınca bu sürecin en zararlı çıkan ülkeleri oldu.

NOT: İngiltere'nin İzmir ve çevresini Yunanistan'a vermek istemesinin sebebi; Burada güçlü bir İtalya yerine sözünü geçirebileceği güçsüz bir Yunanistan'ın olmasını istemesidir.

* Konferansta Sömürgecilik yerine Manda ve Himaye fikri ortaya çıktı.

* İttifak devletleriyle yapılacak antlaşmalar belirlendi.

* Milletler Cemiyetinin kurulması kararlaştırıldı.

* Osmanlı devleti ile yapılacak olan barış antlaşması daha sonraya bırakıldı.

MANDA VE HİMAYE: Kendi kendini yönetemeyecek devletlerin başka devletler tarafından yönetilmesine denir.

Ayrıca bakınız: 

http://www.sessiztarih.net/2015/11/manda-ve-himaye-kavramlar-ne-demektir.html


İZMİR’İN İŞGALİ

(15 Mayıs 1919)

Paris Barış Konferansından sonra işgaller başladı. Yunanistan, İzmir'de Rumların Türklerden daha çok olduğunu ve Türklerin Rumlara zarar verdiğini söyleyen sahte belgelere dayanarak 15 Mayıs 1919'da, İzmir’i işgal etti. Ayrıca Türklere yönelik saldırılara katliamlara başladılar. İstanbul hükümeti, bu işgale sessiz kalırken halk bir çok yerde İşgali protesto eden mitingler yapmaya başladı.

DİKKAT: İzmir’in işgalini protesto eden bu mitingler Kurtuluş savaşında milli bilincin oluşmasında etkili olmuştur.


NOT: Hasan Tahsin İzmir’in işgali üzerine düşman askerlerine, tek başına silah ile ateş ederek direndi ve şehit düştü. Kurtuluş Savaşı'nda düşmana ilk kurşun atan kişi Hasan Tahsin'di. İzmir’in işgali sonucunda Batı Anadolu’da işgallere karşı direniş örgütleri kurulmaya başladı.

YAZAR: Doğan KILIÇ
               Sosyal Bilgiler Öğretmeni

Devamını oku