5 Nisan 2021 Pazartesi

Su Kemeri Nedir? kısaca bilgi

Yorum Yap
  Üzerinden su kanalı geçen, kentlere su taşıyan, kemerli, tarihi köprülere Su Kemeri adı verilir. Üzerinde kente suyun taşınması için küçük kanallar bulunan taştan yapılmış su köprüleridir. Modern şehirlerin ilk alt yapı örneklerindendir.

İzmir Kızılçullu (Şirinyer) Su Kemeri-Bizans Dönemi


 Asurlular döneminde M.Ö. 494-490 yılları arasında Irak'ın kuzeyinde Ninevâ Jervan'da inşa edilen su kemeri, bu mimari tipin tarihte bilinen ilk örneği olarak kabul edilir. Su Kemerleri, mimari bir sanat eseri anlamında; özellikle Romalılar döneminde yapılmaya başlanmış ve Selçuklu ve Osmanlı'da dahil olmak üzere tüm medeniyetlere Roma Medeniyetinden yayılmıştır.

Su, sadece eğim ile su kemeri üzerinden kentlere ulaştırılırdı.


  İstanbul'da yaklaşık 40 civarında su kemeri inşa edildiği belirtilir. Roma dönemine ait İzmir'deki Kızılçullu Su Kemerleri, İstanbul'daki Bozdoğan Kemeri; Osmanlı'da Mimar Sinan tarafından inşa edilen Evvelbent Kemeri, Mağlova Kemeri; yine İstanbul'da Osmanlı'dan kalma Uzun Kemer su kemerlerine örnektir.
İstanbul-Bozdoğan Su Kemeri-Roma Dönemi

Mağlova Su Kemeri- Mimar Sinan

Derleyen: Ali ÇİMEN

Kaynakça:

→TDV İslam Ansiklopedisi, "Su Kemeri", C. 37, İstanbul, 2009, s.444-446.

→Ensonhaber.com,"Romadan İstanbul'a Uzanan Su Kemerleri, 20 Eylül 2018.

Devamını oku

19 Şubat 2021 Cuma

Süleyman Şah Türbesi ve Osman Beyin Dedesi Tartışması

Yorum Yap
 Caber Kalesi ve çevresindeki Süleyman Şah Türbesi; Kuzey Suriye'de, Fırat Nehri'nin sol sahilinde, Sıffin'in karşısında bulunan bölgede; yüzlerce yılı aşkın bir süredir Selçuklulardan Osmanlılara, sonunda Türkiye Cumhuriyeti'ne miras olan, Türkiye'nin sınırları dışındaki tek Türk toprağıdır.

 Osmanlı padişahı I. Selim (Yavuz Sultan Selim) döneminde Osmanlı toprağı olan kale ve civarı, I. Dünya Savaşı sonrası Suriye'nin, Fransa mandasına girmesi üzerine Türklerin elinden çıkmış; Türkiye Bağımsızlık Savaşı döneminde, Fransa ile Güney Cephesi'ndeki savaşı fiilen sona erdiren 1921 Ankara İ'tilâfnâmesi (Anlaşması) ile Türk eksklavı kabul edilmiştir. Bu durum Lozan barış Anlaşması'nda da teyit edilmiştir. Böylece Türk egemenliği kısa aradan sonra tekrar sürmüştür.
Caber Kalesi ve Kale Eteklerindeki Türk Mezarı

Türk Mezarı ve Osman Bey'in dedesi Tartışması

 Kalenin Türk Tarihi açısından önemi, eteklerindeki "Türk Mezarı" adı verilen türbeden kaynaklanmaktadır. Mezarın kime ait olduğuna dair farklı görüşler ve iddialar vardır. Bu görüşlerden yaygın olanı; bu mezarda yatan kişinin Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in atası diye kabul edilen Süleyman Şah'tır. Bu noktada bir tartışma daha çıkmaktadır. O da Osman Bey'in dedesi Süleyman Şah mı yoksa Gündüz Alp mi tartışmasıdır. 

 Osman Bey'in dedesi tartışmasında iki farklı görüş hakimdir: Aşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç Bey gibi Osmanlı dönemi tarihçilerine göre Osman Bey'in dedesi Süleyman Şahtır. Bu anlatıma göre; Süleyman Şah Türkmen Beyleri ile birlikte Anadolu Seferi'ne katılmış, Halep'e kadar ilerlemiş ve Fırat Nehri'ni atıyla geçmeye çalışırken boğulmuştur. Süleyman Şah, Caber Kalesi'nin önüne defnedilmiştir. Bu mezara da "Türk Mezarı" denilmiştir. Aşıkpaşazâde 'ye göre Türk mezarında yatan kişi, Osman Bey'in dedesi Süleyman Şah'tır.

 Osman Bey'in dedesi tartışmasında, diğer görüşe göre; Osman Bey'in dedesi Gündüz Alp'tir. Erken dönem Osmanlı kaynaklarından Ruhî, Enverî, Ahmedî, Karamanî ve Mehmet Paşa'ya göre; Gök Alp'in oğlu Gündüz Alp, Osman Bey'in dedesidir. Ünlü tarihçi Halil İnalcık da, Gündüz Alp'in Ertuğrul Gazi'nin babası, Osman Gazi'nin dedesi olduğunu belirtir. Ayrıca Osman Bey döneminde basılan sikkelerde "Gündüz Alp oğlu Ertuğrul oğlu Osman" yazmaktadır. 

Güçlü duran sav, Osman Bey'in dedesi olarak Gündüz Alp'i göstermektedir.
  Osman Bey'in dedesinin ismi tartışması bir kenarda dururken, Türk Mezarı'nda yatan kişinin kim olduğu tartışmasına geri dönüldüğünde; diğer iddia ise mezarın Türkiye Selçukluları kurucusu Kutalmışoğlu I. Süleyman Şah'a ait olduğudur. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 5 Haziran 1086'da Halep yakınlarında girdiği bir çatışmada şehit olmuştur (Farklı kaynaklarda hayatında ilk kez yenildiği için bıçağı kalbine saplayarak intihar ettiği de belirtilir). Fakat şehit olduğu yer, kaleye 110 km mesafededir. Gömüldüğü yerin ise Halep Kapısı olduğu belirtilir. Caber Kalesi'ndeki mezarın ona ait olduğu savı güçsüzdür.

1107 yılında, Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın oğlu Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan; Fırat'ın kolu Habur Irmağı'ndan geçerken üzerindeki zırhın ağırlığının etkisi ile batarak boğulmuştur. Bu hadise ile Aşıkpaşazade'nin bahsettiği Süleyman Şah'ın boğulma hadisesi tarih yazımı yapılırken o dönem birbirine karıştırılmış olabilir. Osmanlı vak'anüvislerinde görülen bu karışıklık, bu durumdan ileri gelebilir; ya da Kayı Osmanoğulları, Selçuklu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ı tarihi gelenekler içinde kendi ceddi olarak göstermek istemiş olabilir.

Bir başka fikir ise, burada yatan şahsın, Selçuklulardan ya da Kayı boyundan farklı bir şahıs olduğudur.

Süleyman Şah Türbesi adıyla geçen "Türk Mezarı" hakkında  mevsûk (doğru, kesin kanıt) bir belge yoktur. Fakat "Türk Mezarı" tarihi ve folklorik bir gelenekte Osmanoğullarının atasının yattığı Süleyman Şah Türbesi olarak atfedilmiştir. Bu gelenek rivayetlerle yüzyıllar boyunca sürdürülmüş günümüze kadar nesillere Osman Bey'in atasının mezarı olarak, kutsiyetle aktarılmıştır. Nihayetinde Süleyman Şah Türbesi tarihi ve kültürel açıdan önemli bir miras olarak kalmıştır.
Süleyman Şah ve İki Askerine Ait Olduğu İnanılan Türk Mezarı

Türk Mezarı'nın Korunması Süreci

 Bu miras, hem Osmanlı hem de Türkiye döneminde korunmuştur. Osmanlı padişahı II. Abdülhamid döneminde, "Türk Mezarı" harabe halinden kurtarıldı. İlk defa bir türbe yaptırıldı. Bunun için bir plan hazırlatıldı. Plana göre; türbe kare biçiminde yapılacak; içine odalar, türbeyi koruyacak askerler için koğuş yaptırılacaktı. 49.145 kuruş ile inşaat tamamlandı.Türbeye,100 kuruş maaşla bir türbedar, türbeyi koruyacak bir muhafız takımı atandı. Böylece Osmanoğulları, kutsal bir gelenek biçimine dönüşerek atalarının yattığına inandıkları mezarı elden geçirdiler. 
II. Abdülhamid Döneminde Yaptırılan İlk Türbenin Planı
Kaynak: Habertürk gazetesi

 Süreç içerisinde bu gelenek Cumhuriyet döneminde de devam etti. Türbenin bir süre sonra bakımsız hale gelmesi, 1930'larda Türkiye gündemine geldi.  Cumhuriyet Türkiyesi de bu geleneği devam ettirdi. Kültürel mirası korumaya aldı. Tekke, zaviye ve türbelerin kaldırılması yasası sonrası türbedeki imamlık kadrosu kaldırılmıştı. Bu kadro yeniden tahsis edildi. Türbeyi Türk askeri korumaya devam etti.

Taşınma Süreci

"Türk Mezarı", 1939'dan itibaren üç defa taşındı. 30 Mayıs 1938'de bölgeye Türk karakolu yapıldı. Türbenin bakımsız kalması yer değişikliğini zorunlu kıldı. Türk Mezarı, ilk kez 1939'da kale içinde yeni yapılan Türk karakolunun içine taşındı. İkinci kez, Suriye'nin Caber Kalesi'nin olduğu bölgeyi sular altında bırakacak bir baraj yapması üzerine taşındı. 1966 yılında yapımına başlanan Tabka Barajı inşaatının 1973'te biteceği Suriye tarafından duyurulunca, iki ülke arasında yapılan anlaşma ile 30 Eylül 1975'te, Halep'e 123, Şanlıurfa'ya 92 km mesafedeki Fırat Nehri'nin doğu kıyısındaki Ayn-el Arap mıntıkasındaki Halep'e bağlı Münbiç ilçesi, Karakozak köyüne türbe nakledildi.

  Suriye, 1990'da ise Teşrin Barajı yapımına başladı. Mezarın yeniden taşınması gündeme geldi. Bu sefer Suriyeliler, mezarın Türkiye sınırları içine naklini istediler. Fakat Türkiye bunu kabul etmedi. Mezarın korunması amacı ile 1 milyon dolarlık fon oluşturdu. Türbenin taşınması sorunu ortadan kalktı. 2005 yılında Türkiye, mezarın baraj gölü içerisinde bir yarımada şeklinde korunması için çalışmalar yapmaya başladı. 2007 yılında 4.5 milyon TL'lik bir fon oluşturdu. 
Süleyman Şah Türbesi (Karakozak Köyü)

 "Türk Mezarı" ya da diğer adıyla "Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu" 3. kez farklı bir yere 2015'te nakledildi. Suriye'de yaşanan iç savaşın doğurduğu tehditler karşısında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 50 tankla yaptığı bir operasyon ile 22 Şubat 2015'te, Karakozak Köyü'ne 30 km uzaklıkta, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesi sınırının karşısında Eşme Köyü'ne geçici olarak taşındı.




 Süleyman Şah Türbesi ve Saygi Karakolu, tarihi ve kültürel miras olarak Suriye toprakları içinde "Türk Eksklavı" yapısı ile korunmaya devam etti.

Ayrıca BKZ. Eksklav Ne Demektir?

Derleyen: Ali ÇİMEN

Kaynakça:

→TDV İslam Ansiklopedisi, "Ca'ber Kalesi", Cilt 6, İstanbul, 1992, s.525-527.

→TDV İslam Ansiklopedisi, "Süleyman Şah I", Cilt 38, İstanbul, 2010, s. 103-105.

→Yakup KAYA, Görkem Ozan ÖZALP, "OSMANLI DEVLETİ’NDEN CUMHURİYET DÖNEMİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ’NİN KONUMU", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.8, Sayı:38, Haziran,2015, s.366-382.

→Murat BARDAKÇI, "Abdülhamid'in Türk Mezarının İnşası İçin Çizdirdiği İlk Plan",Habertürk Gazetesi, 5 Ekim 2014.

→"Süleyman Şah'ın Bitmek Bilmeyen Yolculuğu", Cumhuriyet Gazetesi, 22 Şubat 2015.

→"Süleyman Şah Türbesi Nereye Taşındı?", Sabah Gazetesi, 22 Şubat 2015.


Devamını oku

Eksklav-Anklav Siyasi Toprak Ne Demektir?

Yorum Yap
 Siyasi bir toprak parçası, siyasi açıdan bağlı bulunduğu ülkeye coğrafi açıdan bağlı değil de, başka bir ülkenin topraklarının içinde ise o toprak Eksklav Toprak adıyla tanımlanır. Bununla birlikte, bir ülkenin kendi coğrafi toprakları içinde başka bir ülkeye ait yabancı topraklar varsa bu da Anklav toprak diye tanımlanır. Uluslararası ilişkiler literatürü; eksklav ve anklavı, "çevreleyen ülkenin etine saplanmış kıymık" ya da "ayakkabıdaki taş" diye tanımlar.

 Örneğin; Suriye sınırları içinde bulunan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu, Türkiye'nin eksklav toprağıdır. Türkiye sınırlarının içindeki toprak parçası değildir. Sınırlarının dışında, başka bir ülkenin içinde Türkiye'ye ait olandır. Türk askeri bu toprakta nöbet tutmakta ve Türk bayrağı dalgalanmaktadır. Bu bağlamda bu bölge Caber Kalesi civarındayken, Suriye'nin Anklavıdır. Kendi sınırları içinde başka bir ülkeye ait toprak vardır. Mezar, Suriye içinde 2015'te başka bir yere taşınsa da eksklav olma özelliğini sürdürmüştür. 

Siyasi coğrafyada, terimler ile ilgili bilimsel açıklama şu biçimdedir:

"...Tamamen başka bir ülkenin sınırları dahilinde yer alan yabancı toprak parçasına anklav toprak denilmektedir (Encyclopedia mericana, 1967, s. 315). Eksklav ise, siyasi olarak bağlı olduğu ülkeye coğrafi açıdan bağlı olmayan, bu bölge ile arasında başka bir yabancı ülke/ülkeler bulunan toprak parçası olarak tanımlanmaktadır (Collin’s Dictionary & Thesaurus, 1997, s. 302)."

C, A'daki Anklavdır.
C, B'nin Eksklavıdır.

Derleyen: Ali ÇİMEN

KAYNAKÇA: 

Dr. Öğr. Üyesi Tarık DEMİR, "ANKLAV, EKSKLAV VE UÇ TOPRAKLAR-GÜVENLİK İLİŞKİSİ", Güvenlik Bilimleri Dergisi, Şubat 2020,UGK Özel Sayısı, s.51-77.

Konu Hakkındaki ayrıntılara ulaşmak için BKZ. konu ile İlgili Makale↴
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/986406
Devamını oku

16 Şubat 2021 Salı

Süleyman Şah Türbesi Hangi Anlaşma ile Türk Toprağı Oldu?

Yorum Yap
 20 Ekim 1921'de, TBMM ve Fransa hükümetleri arasında yapılan 1921 Ankara Anlaşması ile Suriye topraklarında bulunan Süleyman Şah Türbesi Türkiye'nin toprağı olmuştur.

 Anlaşmanın 9. maddesi Caber Kalesi ve Süleyman Şah Türbesini kapsamaktadır:

"Madde 9"Sülale-i Osmaniye'nin müessisi Sultan Osman'ın büyük pederi Süleyman Şah'ın Caber Kalesinde kâin ve Türk mezarı namile maruf merkadi müştemilatı ile beraber Türkiye'nin malı olarak kalacak ve Türkiye orada muhafızlar ikame ve Türk bayrağı keşide edebilecektir."

"Osmanlı sülalesinin kurucusu Sultan Osman’ın dedesi Süleyman Şah’ın Caber kalesinde bulunan ve Türk mezarı ismiyle belirli türbesi müştemilatı (eklentileri) ile Türkiye’nin malı olacak ve Türkiye oraya muhafızlar koyacak ve Türk bayrağı çekecektir."


Ankara Anlaşması için BKZ. 1921 Ankara Anlaşması Nedir?↴


Devamını oku

Kurtuluş Savaşı'nda İrşad Heyetleri Nedir? (Kısaca Bilgi)

Yorum Yap
  TBMM'ye karşı din yolu ile kara propaganlar yaparak, TBMM'yi dinden uzak bir yapı gibi gösterip halkın isyan etmesini isteyenlere karşı, atılan iftiralara dini değerler aracılığıyla yanıt vermek, halkı bilinçlendirmek ve halkın TBMM'ye olan güvenini artırmak gibi amaçlarla oluşturulan, içinde TBMM vekilleri, din görevlileri ve imamların bulunduğu öğüt heyetlerine İrşad Heyetleri denir.
İstiklâl Marşı şairi M. Akif Bey, İrşad Heyeti görevlisi olarak Balıkesir, Konya ve Kastamonu'da vaazlar verdi.

 Kurtuluş Savaşı döneminde, İtilaf Devletleri'nin istekleri, padişah ve Osmanlı Hükümeti'nin direktifleri doğrultusunda TBMM'ye dinsiz, vatan haini, Bolşevik gibi suçlamalar yapıldı. Kara propaganda bildirileri, düşman uçakları vasıtası ile Anadolu'ya atıldı. Bu süreçte TBMM'ye karşı isyanlar oldu. Bu olan biteni önlemek amacıyla İrşad Heyetleri oluşturuldu. İstiklâl Marşı şairi ve TBMM Burdur milletvekili Mehmet Akif  (Ersoy) Bey de İrşad Heyetleri'nde görev yaptı.

AYRINTILI BİLGİ ve KAYNAKÇA İÇİN BKZ. İrşad Heyetleri Nedir?↴

Derleyen: Ali ÇİMEN
Devamını oku

Dumbarton Oaks Konferansı (Kısaca Bilgi)

Yorum Yap
 II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzeni ve güvenliği tesis etmek;  Milletler Cemiyeti yerine dünya barışını sağlamak amaçlı Birleşmiş Milletler adında yeni bir yapı oluşturmak gibi amaçlar ile çeşitli fikirlerin ortaya konulduğu ve projelerin üretildiği konferansa Dumbarton Oaks Konferansı denir. ABD,SSCB, İngiltere ve Çin arasında iki farklı dönemde gerçekleştirilmiştir.

 21 Ağustos 1944 Pazartesi günü, ABD'nin başkenti Washington'daki Dumbarton Oaks Malikânesinde  çalışmalarına başlayan konferans, 7 Ekim günü sona erdi. Görüşmeler; 21 Ağustos- 28 Eylül tarihleri arasında ABD, SSCB ve İngiltere; 29 Eylül 7 Ekim tarihleri arasında ise ABD, Çin, İngiltere arasında gerçekleşti.
Dumbartok Oaks Malikhanesi
 Birleşmiş Milletler projesi, Dumbarton Oaks Konferansı ile ortaya atılmış, 26 Nisan 1945'te toplanan San Fransisco Anlaşması ile 26 Haziran 1945'te resmen imzalanmıştır

Ayrıca BKZ. BM Nerede-Ne Zaman- Hangi Anlaşma İle Kuruldu↴

http://www.sessiztarih.net/2020/07/bm-nerede-ne-zaman-hangi-anlasma-ile.html


Hazırlayan: Ali ÇİMEN

KAYNAKÇA:

İlhan LÜTEM, "Dumbarton Oaks Projesi", Ankara Üni. Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.1, 1944, s.127-138.
Devamını oku

15 Şubat 2021 Pazartesi

II. Dünya Savaşı'nın Ekonomik Sonuçları

Yorum Yap
 II. Dünya Savaşı'nın tüm dünyaya toplam maliyetinin en az 1.5 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.

Savaşta demiryolları, köprüler, limanlar, su kanalları, yollar büyük zarar gördü. Avrupa şehirleri harabeye döndü. Yaklaşık 50 milyon insan yaşamını yitirdi. 30 milyon insan mülteci durumuna düştü. Fabrikalar yıkıldı. Tarım alanları silah atıkları ile doldu. Böylece maddi zarar daha da büyüdü.


1939-1945 yılı arasındaki savaş sürecinde dünyada tarım, sanayi üretimleri büyük düşüş ve daralma yaşadı. İhracat geriledi. Patates, buğday gibi tarımsal ürünlerin üretim miktarları düştü.
 
Ülkelerin milli gelirleri üçte bir oranında azaldı. Avrupa'da gayrisafi milli hasıla % 25 oranında azaldı.

Ülkelerin ticaretleri büyük düşüş ve daralma yaşadı. Ticaret açıkları büyüdü. Öyle ki Fransa'nın 1945 yılında dış ticaret hacmi yok denecek seviyedeydi.

Birçok ülkede ekmek karneyle dağıtıldı.

Avrupa ülkelerinin dünya üretimindeki payı, Sanayi Devrimi sonrasından beri ilk kez en alt seviyeye geriledi. Avrupa'nın imalat verimi, tüm zamanların altında kaldı.

Üretim silah ekonomisine dayandığından ekonomik dengesizlik baş gösterdi.

Savaş sırasında Nazi Almanyası işgal ettikleri Müttefik ülkeleri yağmaladı. Müttefiklerin ekonomileri bu sırada yere serildi.

Avrupa ülkelerinde enflasyon fırladı. Örneğin, İtalya'da ürünlerin fiyatları savaş sırasında 35 kat arttı. Bazı ülkelerde ticari ürünler, paradan daha değerli ticari değişim aracı haline geldi. 

Savaşa katılan ülkelerin paraları Amerikan doları karşısında en az yüz kat değer kaybı yaşadı. Örneğin 1945'te 1 Amerikan Doları, 119 Fransız Frangı değerindeydi.

Tüm Avrupa'nın ekonomisi, % 50 küçülme yaşadı. Bunun yanında ABD ekonomisi ise % 50 büyüme yaşadı.

Sömürgeler bağımsızlıklarını kazanmaya  başlayınca; Avrupa'ya akan para miktarı ve ham madde azaldı. Başta İngiltere olmak üzere sömürgeci ülkeler denizaşırı sömürgelerini kaybetti. İngiltere, eski gücünü kaybetti. Dünyanın yeni süper güçleri ABD ve SSCB oldu. Savaş döneminde ABD'nin eline bakan İngiltere ekonomisi, savaş sonrası çökme noktasına geldi. 

Savaşın ekonomik yıkımlarını azaltmak amaçlı ABD'de Bretton Woods Konferansı toplandı.
Bretton Woods ile ABD, dünya kapitalizmini savaş sonrası yönlendirmeye başladı. 

Altına dönüşebilen tek para birimi dolar olarak kabul edildi. Diğer ülkelerin para birimlerinin dolar esasına göre belirlenmesi kabul edildi. Ülkelerin paraları garanti altına alındı. ABD doları daha değerli hale geldi.

Bretton Woods Konferansı sonucunda para temini ve akışı için İMF ve Dünya Bankası (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası) kuruldu.  BKZ.↴
http://www.sessiztarih.net/2021/02/imf-ve-dunya-bankasi-hangi-anlasma-ile.html

Savaş sonrası ABD, Truman Doktrini ve Mashall Planı çerçevesinde komünist bloğun karşısında yer alan müttefik ülkelere ekonomik yardımlar yaptı.

Atom bombası ile yıkılan Japonya'nın Meiji Restorasyonu ile kurduğu modern ülke ekonomisi ve sanayisi de yıkıldı. BKZ.
http://www.sessiztarih.net/2014/06/meiji-restorasyonu-nedir.html

Savaş sonrası Avrupa, Japonya ve SSCB ekonomilerinde önemli değişimler meydan geldi. Yeniden yapılanma ile Avrupa ve Japonya ekonomileri ayağa kalktı.

Derleyen: Ali ÇİMEN


Devamını oku

13 Şubat 2021 Cumartesi

Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı Dönemi Nedir? (kısaca bilgi)

Yorum Yap
  XVI. yüzyılın ikinci yarısından XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadarki Osmanlı Tarihi döneminde, padişah eşlerinin, annelerinin, kızlarının haremde giriştiği iktidar mücadelesi eşliğinde, devlet bürokrasisini doğrudan ya da dolaylı olarak yönettiği döneme "Kadınlar Saltanatı Dönemi" denir. Hürrem Sultan ile başladığı belirtilen dönem, Turhan Sultan'ın sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa'yı getirmesi ile sona ermiştir.

 Bu dönemde Hürrem Sultan gibi hasekiler (padişah eşi) ile Safiye Sultan, Mahpeyker Kösem Sultan, Turhan Sultan gibi vâlide sultanlar devlet idaresine müdahalede bulunmuşlardır. Şehzadelerin canlarının korunması için girişilen mücadele; saray kadınlarının devlet idaresinde padişahların ve vezirlerin değiştirilmesine, elçilikler vasıtası ile diğer devletlerle ilişkiler kurulmasına kadar giden kozmopolit bir süreç oluşturmuştur. 

 Sosyal, siyasal, ekonomik problemler, bu dönemde köklü reformlar yapılamadığından çözüme ulaşamamış, isyanlar ve kargaşa önlenememiştir. Yeteneksiz, eğitimsiz ve çocuk yaştaki padişahların başa getirilmesi ile saray kadınları etkin bir hale gelmiş, kendisine yakın kişileri liyakate bakmaksızın idareci yapmalarından ötürü problemler daha da büyümüştür. Haremdeki iktidar mücadelesi devlet idaresine etki etmiş ve nihayetinde devletin duraklamaya girmesindeki onlarca nedenden biri olarak kadınların iktidar mücadelesi görülmüştür.


Derleyen: Ali ÇİMEN

KONU HAKKINDA AYRINTILI ANLATIM ve KAYNAKÇA İÇİN BKZ.↴

KONU HAKKINDA ÖZET ANLATIM İÇİN BKZ.

AYRICA BKZ.




Devamını oku

Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı Dönemi (Özet)

Yorum Yap
 Osmanlı Tarihi'nde, XVI. yüzyılın ikinci yarısından XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadarki dönemde; padişah eşlerinin ve annelerinin devlet yönetimine, siyasete, idareci atamalarına ve padişah değişikliklerine doğrudan ya da dolaylı müdahalede bulunduğu sürece "Kadınlar Saltanatı Dönemi" denir. Bu dönemde padişahın ailesinden saray kadınları; yabancı ülkeler ile diplomatik ilişkiler kurmuş, başta sadrazamlar olmak üzere bürokratik atamalarda etkin olmuş, hatta padişah değişikliklerinde önemli roller üstlenmişlerdir.

  Kanuni Sultan Süleyman'ın gözdesi ve nikahlı eşi Hürrem Sultan, III. Murat'ın vâlidesi (annesi) Nurbânû Sultan, III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan, IV. Murat ve Sultan İbrahim'in annesi Kösem Sultan, IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan, dönemin en etkili ve önemli isimleridir. 

 Dönem; haseki Hürrem'in diplomatik yapıya dolaylı müdahalesi ile başlamıştı. Şehzadelerin sancaklarına gönderilmesinden, Damat Pargalı İbrahim'in hal'edilmesine, damadı Rüstem Paşa'nın vezirirazam yapılmasına kadar birçok işte onun parmağı olduğu iddia edilir. Hatta şehzade Mustafa ile babası Kanuni'nin arasının açılmasının da perde arkasında Hürrem'in olduğu diğer bir iddiadır. Şehzade Mustafa'nın boğdurulması ile Osmanlı'nın kaderinin değiştiği ifade edilir. Hürrem'in ölümü sonrası kızı Mihrimah Sultan'nın, eşi Damat Rüstem Paşa ile birlikte hareket ederek Kanuni üzerinde etki etmesi de bu dönemin diğer bir özelliğidir. Mihrimah Sultan, kardeşi II. Selim ve yeğeni III. Murat dönemlerinde hem haremde hem de devlette en yetkin kadın şahsiyetti. 



 Kadınlar Saltanatı Dönemi'nde Nurbânû Sultan ile birlikte vâlide sultanların devri başlamıştı. Venedik-Osmanlı siyasi ilişkilerinin iyiye dönük biçimde geliştirilmesinde Nurbânû Sultanın büyük etkisi olduğu belirtilir. III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan'ın vâlide sultanlığı döneminde ise anne sultanların etkinliği daha da artmıştır. Devlette liyakatsizliğin ve rüşvetin sıradanlaşması bu döneme rastlar. Oğlu III. Mehmet'in başdanışmanı Safiye Sultan, nüfuzu (gücü) sayesinde devlet atamalarında en önemli isimdi. Vâlidenin devlet işlerine yoğun müdahalesi; bürokratlar arasındaki çekişmelere ve askerin isyanına neden olmuştu. Safiye Sultan, padişah oğlu sayesinde paçayı yırtabilmişti. 

 Safiye Sultan'ın etkisizleşmesi sonrası Handan Sultan ve Mahfiruz Sultanların siyasete etkisinin az olduğu bir ara dönem yaşandı.  IV. Murat'ın padişah olması ile birlikte ara dönem sona erdi. Böylece Kadınlar Saltanatı Dönemi'nin en parlak süreci Mahpeyker Kösem Sultan ile başladı. 

  Kösem, hem oğulları Murat ve İbrahim dönemlerinde hem de torunu Mehmet dönemlerinde; saltanat naibesi olarak devleti idare etmişti. Yeniçeri ağalarından tutun da Osmanlı bürokrasisinin en uç noktalarına kadar her yerde kendi atadığı isimler vardı. Kendisine büyük bir saygı ve hayranlık duyulurdu. Oğlu IV. Murat'ın saltanatında haremin en yetkin ismi olan Kösem, diğer oğlu İbrahim döneminde de vâlide sultan etkinliğini sürdürdü. Oğlunun akli dengesinin bozulması ile onu tahttan indirtip torununu tahta çıkarmıştı. 

 Annesi Turhan Sultan'ın genç ve tecrübesiz olması ile torunu IV. Mehmet döneminde de "Ulu Vâlide Sultan " olarak saltanat naibiydi. 6 yaşında tahta geçirilen IV. Mehmet döneminde idare onun ellerindeydi. Fakat Turhan Sultan ile yaşadığı çatışma acı bir son ile bitti. Turhan Sultan'a ve torununa suikast girişiminde bulunacağı anlaşılan Ulu Vâlide Kösem Sultan, Turhan Sultan taraftarlarınca haremde katledildi. Kösem Sultan "vâlide-i şehide" olarak anıldı. 

 Vâlide Turhan Sultan da en az Kösem kadar nüfuzlu bir kadın haline geldi. Fakat döneminde yaşanan siyasi olaylar, ekonomik sıkıntılar, isyanlar kendisini zor durumda bıraktı. Oğlunun padişahlıktan gideceğini sezinleyen Turhan Sultan, şartlarını kabul ettiği  Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazam olmasıyla siyasi işlerden geri çekildi. Böylece Kadınlar Saltanatı Dönemi sona erdi.


 Vâlide Sultanların en önemli birincil görevleri, haremin düzeni idi. Hanedan soyunun sürdürülmesi temel varlık nedenlerinden biriydi. Fakat saray kadınları, şehzade oğullarını hayatta tutabilmek için bir iktidar mücadelesine girişmişti. Bu iktidar mücadelesinde devlet idaresine de etki etmeleri kaçınılmazdı. Bu etki ile birlikte liyakatsiz yöneticiler, rüşvet ve iltimas derken Osmanlı idari yapısı sosyo-ekonomik, siyasi problemler ile baş edememişti. İsyanlar çıkmış, padişahlar, valideler katledilmiş, merkezi otorite bozulmuştu. Üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluk haline gelmiş Osmanlı'nın Duraklama Dönemi yaşamasındaki onlarca nedenden biri, padişah ailesindeki kadınların iktidar kavgaları olarak gösterilebilir.

 Dönemin sona ermesi kadınların Osmanlı siyasetinde etki alanlarının pasifleşmesi demektir. Bundan sonra padişahların başdanışmanı ve Osmanlı idaresinin nüfuzu sadrazamların elinde olacaktır.

Derleyen: Ali ÇİMEN

Ayrıntılı Anlatım ve Kaynakça İçin BKZ. Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı Dönemi↴



  
Devamını oku

7 Şubat 2021 Pazar

Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı Dönemi

Yorum Yap
 Osmanlı Tarihi'nde, nüfuzlu padişah eşlerinin (haseki sultanlar), annelerinin (valide sultanlar) hatta kızlarının devlet diplomasisine etki ettiği, ülke yönetimine doğrudan müdahalede bulunduğu, XVI. yüzyılın ortalarından başlayıp XVII. yüzyılın ortalarına kadar süren döneme "Kadınlar Saltanatı Dönemi" denir. Bu kavramı tarih literatürüne kazandıran isim, popüler tarihçiliğin Türkiye'de öncüsü kabul edilen Ahmet Refik Altınay'dır.

ÖZET ANLATIM İÇİN BKZ.↴

 Sürecin Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan'la başladığı, III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan ve III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan ile devam ettiği, Kösem Sultan ile zirveye çıktığı, Hatice Turhan Sultan ile sona erdiği kabul edilir. Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan da sürecin içindeki bir diğer önemli kişiliktir. Bu dönemin öncesinde harem kadınlarının nüfuzlarını (güçlerini) siyasi açıdan kullandıkları pek görülmemiştir. Sadece II. Bayezid'ın vâlidesi Gulbahar Hatun ve Kanuni'nin vâlidesi Ayşe Hafsa Sultan'nın oğullarına siyasi konularda tavsiyelerde bulunduğu bildirilmektedir.

Haseki Hürrem Sultan Dönemi

 Kanuni'nin vâlidesi Ayşe Hafsa Sultan'ın ölümü ile haseki Hürrem Sultan haremdeki en etkin isim oldu. Hürrem, Kanuni'nin gözdesi, nikahlı eşiydi. Padişahların cariyeleri ile evlenmeleri uzun süreden beri görülmüş şey değildi. Fakat Hürrem, Kanuni'yi yönlendirebilen bir etkiye sahipti. Öyle ki Kanuni'ye çok yakın bir isim olan Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın ha'l edilmesinde payı olduğu rivayet edilir. Bundan sonra nüfuzunu iyiden iyiye artırmıştır. 
Hürrem Sultan (Temsili)

  Manisa Sancağı'nda bulunan veliaht Şehzade Mustafa (Kanuni ile Mahidevran Sultan'ın oğlu) Manisa'dan alınıp Amasya'ya sancak beyi olarak tayin edildi. 1 yıl sonra da Hürrem'in oğlu Şehzade Mehmet, Manisa'ya atandı. Hürrem Sultan'ın bu işlerde parmağı vardı. Şehzadeleri ile sancağa gitmesi gereken Hürrem, geleneklere ters bir biçimde İstanbul'da kalabilmişti. Kızı Mihrimah Sultanı, Rüstem Paşa ile evlendirmiş; Rüstem Paşa'yı vezir yaptırmıştı. Hürrem Sultan damadı Rüstem Paşa ile yaptığı iş birliği ile Şehzade Mustafa'ya komplo kurdurup Kanuni ile arasını açmıştı. Padişah baba, oğlunu boğdurarak ha'l ettirmişti. 

 Hürrem, diplomatik yazışmalarda da bulunmuştur. Lehistan tahtına çıkan kral II. Zygmunt'a tebrik mektubu ve hediyeler göndermiştir. Devlet işlerine daha yakın olabilmek için haremi Eski Saraydan Topkapı Sarayına taşıtmıştır.
Hürrem'in Lehistan Kralına Gönderdiği Tebriği

Hürrem'in Kızı Mihrimah
  
 Hürrem Sultan, valide sultan olamadan 15 Nisan 1558'de vefat etti. Annesinin ölümünden sonra haremde baş aktör kızı Mihrimah (Mihr ü Mah) Sultan oldu. Kanuni de kızını yanında tutuyor; onun konuşmalarından etkileniyordu. Mihrimah, babasına Malta Seferine çıkması için baskı kurabiliyordu. Önceleri şehzade Bayezid'ı destekleyen Mihrimah, sonradan şehzade Selim'in yanında yer almaya başladı. Eşi Rüstem Paşa ile birlikte çok etkindi. Eşinin 1561'de ölümü sonrası bir daha evlenmedi. Şehzade Selim'in padişah olması için desteğini sürdürdü. Babası Kanuni'nin 1566'da vefat etmesi ile birlikte II. (Sarı) Selim tahta çıkmıştı. Mihrimah Sultan, kardeşi II. Selim döneminde de yeğeni III. Murat döneminde de haremin en güçlü kadınlarından olmaya devam etti. Eski sarayda yaşadı. 25 Ocak 1578'de vefat etti. 
Mihrimah Sultan (Temsili)
 
Nurbânû Sultan Dönemi
 
 Kadınlar Saltanatı döneminde, Nurbanu Sultan ile birlikte vâlide sultanların nüfuzu başlamıştı. Hürrem'in gelini, II. Selim'in gözdesi, III. Murat'ın annesi Nurbânû Sultan, Osmanlıların Venedikle uzun süre barış içinde yaşamasındaki baş aktördü. Venedik kökenli olduğu belirtilen (kimi kaynaklar İspanyol Yahudisi olduğunu belirtir.) Nurbânû Sultan, Venedik ile hediye yolu ile ilişki kuruyordu. Ayrıca Fransa Kraliçesi Catharine De Medicis ile mektuplaşıyordu. III. Murat'ın "Atik Vâlide Sultanı" Nurbânû, 7 Aralık 1583'te vefat etti. Sahneyi ise gelini Safiye Sultan aldı.
Nurbânû Sultan (Temsili)


Safiye Sultan Dönemi

  III. Murat'ın hasekisi, III. Mehmet'in valide sultanı Safiye Sultan, Mihrimah ve Nurbânû sultanların entrikalarına karşın III. Murat'ın sürekli gözdesi oldu. Sabırlı, hazır cevap, basiretli bir kişiliği olan Safiye Sultan, kayın vâlidesi Nurbânu'nun ölümü sonrası haremde rakipsiz kaldı. Oğlu III. Mehmet'in padişah olması ile birlikte valide sultan oldu. Haseki sultanlık sürecinden beri devlet işlerine müdahil oldu. Oğlu III. Mehmet'in baş danışmanıydı. Devlet görevlilerinin atamalarında etkin rolü vardı. Atamalar için kendisine hediyeler gönderilirdi. 

  Oğlu 1596'da Eğri Seferi'ne çıkarken 1 milyar akçelik hazineyi onun emrine verdi. Bu süreçte tayinler ve aziller avucunun içinde oldu. Bu sırada Eğri'nin fethiyle sadaka dağıtmayı da ihmal etmedi. Dış politikayla yakından ilgilendi.  Hasekiliği döneminden itibaren İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ile hediyeler yolu ile sürekli iletişim kurdu. Kraliçenin hediye ettiği süslü arabayla görülmedik bir biçimde İstanbul'da gezerek güç gösterisi yaptı. İngiliz elçiler kendisine bu süreçte yakın oldular. 

  Dönemi boyunca Venediklilerle de ilişkileri sıkı tuttu. Venedik'in en önemli destekçisiydi. Venediklilerin gönderdiği değerli hediyeler, Venedik'in valide sultanla arasını iyi tutup taleplerinin gerçeklemesinde etkili olurdu. Bu hediyeleşme çarkı bir rüşvet çarkına dönüşürdü. Öyle ki bu irtibatı sağlayan hizmetkarı Ester Kira Kadın çok zenginleşmişti. İltizam ile İstanbul gümrüğünü bile satın alan Kira Kadın ve oğulları; Kira'nın iltizam bedeli olarak ödediği ayarı bozuk akçelerin sipahiye ulufe olarak ödenmesi sonucu çıkan isyanda parçalanarak öldürüldüler. Safiye Sultan ise oğlu III. Mehmet sayesinde paçayı zor yırttı. Devlet işlerine yoğun müdahalesi ve liyakatsiz atamaların perde arkasında olması, hoşnutsuzluklara yol açmaya devam etti.
Safiye Sultan (Temsili)

 Devlet atamalarında etkin olması, sert sonuçlar doğurdu. Şeyhülislâm Sun'ullah Efendi ile Vezîr-i Âzam Yemişçi Hasan Paşa arasındaki çekişme, büyük karışıklıklar çıkardı. İsyancılar, Safiye Sultan'ın sürgüne gönderilmesini talep etti. İsyancılara, Safiye'ye yakın olan Kapıağası Gazanfer Ağa ve Daârüssaâde Ağası Osman Ağa kurban edilince asiler yatıştırıldı. Safiye Sultan daha sonra Yemişçi Hasan Paşa'yı da ortadan kaldırttı. 

 Devlet bürokrasisindeki çekişmeler ve ordunun kaynaması III. Mehmet'in annesine güvenini azalttı. Fakat Safiye Sultan, şehzade Mahmut'un annesi Halime Sultan'ın padişaha karşı yapacağı komployu gelini Handan Sultan (I. Ahmet'in annesi) ile  ortaya çıkarınca güven tazeledi. Tahta çıkar çıkmaz ayağının tozu ile 19 kardeşini boğdurtan padişah için şehzadesini ha'l etmek çok da zor olmamıştı. III. Mehmet 1603'te ölünce; Safiye Sultan da Handan Sultan tarafından Eski Saray'a gönderildi. Ölümüne kadar burada yaşadı. Ocak 1619'da vefat etti. Tarihçiler, III. Mehmet kadar hiçbir padişahın, bu denli annesinin etkisinde kalmadığını belirtir. 

Kadınlar Saltanatı'nda Ara Dönem

   Bu dönem, saray kadınlarının yönetimde etkisinin az olduğu süreçtir. Kösem Sultan'ın valide sultan olması ile yeniden kadınların etkisi artacaktır.  

Handan Sultan
 III. Mehmet'in hasekisi, I. Ahmet'in annesi Handan Sultan, henüz 14 yaşında tahta çıkan oğlunu sürekli korudu. Oğlu tahta çıkınca saltanat naibi olarak nüfuzlu bir valide sultan oldu. Sarayda Safiye Sultan'dan geriye kalan herkesi temizledi. Kendine yakın isimleri idareci konumuna getirdi. Fakat 12 Kasım 1605'de vefat etmesi, saltanatının çok kısa sürmesine neden oldu. Bu yüzden adı, Safiye Sultan ve gelini Kösem Sultan kadar öne çıkamadı. Yaşamı boyunca şehzade oğullarının canını korumak için uğraşmıştı.

II. (Genç) Osman'ın Annesi Mahfiruz Hatice Sultan ve I. Mustafa'nın Annesinin Dönemi
 
  I. Ahmet'in iki gözdesi Mahfiruz ve Mâhpeyker (Kösem Sultan) sarayda öne çıkan hasekilerdi. En büyük veliaht Genç Osman'ın annesi Mahfirûz baş hasekiydi. İleride Osmanlı Tarihi'ne damga vuracak olan güzel ve zarif  Kösem Sultan; I. Ahmet'in gözdesi, ihtiraslı aşkı olmasına rağmen baş haseki değildi. Henüz ipleri eline almamıştı. Ancak I. Ahmet'in kardeş katlini kaldırmasında, ekber-erşed sistemini getirmesinde etkisi olduğu belirtilir.   Kayınvalide Handan Sultan'ın erken ölümü, I. Ahmet'in babaannesi Safiye Sultan'ın eski saraya gönderilmesi derken haremdeki bir numaralı isim Mahfirûz oldu. Baş hasekilik döneminde devlet siyasetinde Safiye Sultan gibi bir saltanatı olmadı. Uzun süre haremin lideri olarak kaldı.
Mahfiruz Sultan (Temsili)

 1617'de I. Ahmet'in  ölümü ile akli dengesi bozuk olan kardeşi I. Mustafa tahta çıkarıldı. Baba-oğul süreci işlemesi gerekirken ve Osman'ın tahta çıkması beklenirken; yerine  I. Ahmet'in kardeşi çıkarılmıştı. Saray çalkantılarının çok şiddetlendiği, haremde otoritenin elden ele geçeceği bir döneme böylece girilmişti. Bu arada, I. Mustafa'nın annesinin ismi hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat annesinin; I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmamasına rağmen tahta çıkarılmasında ve tahtan indirilmesinde; II. Osman'ın tahta çıkmasında; II. Osman'ın öldürülmesinde, nihayetinde oğlu I. Mustafa'nın tekrar tahta çıkması ve indirilmesinde rol oynadığı bilinmektedir. 

  Tarihçiler, saltanat sistemine aykırı bir biçimde I. Mustafa'nın padişah yapılmasında, Kösem Sultan'ın da payı olduğunu iddia ederler. Fakat net bir kanıt yoktur. Mâhpeyker Kösem, I. Mustafa ve II. Osman dönemlerinde toplam 6 yıl Eski Saray'da yaşamıştı.

 I. Ahmet'in oğlu II. (Genç) Osman'ın 1618'de tahta çıkarılması ile I. Ahmet'in ilk hasekisi ve eşi olan Mahfirûz Hatice, valide sultan oldu. Yaptığı ilk iş ise rakibi ve henüz yıldızı parlamamış olan Mahpeyker Kösem Sultanı Eski Saray'a göndermek oldu. 1620'de oğlunun padişahlığı döneminde vefat etti. Oğlu Genç Osman ise 1622'de saray entrikalarının acımasızca kurbanı oldu. Bu olay, İstanbul'u ve Anadolu'yu karıştırdı. İsyanlar, iç karışıklıklar durmak bilmedi. İkinci kez tahta çıkarılan I. Mustafa çok geçmeden Kösem Sultanın aslanı IV. Murat'ın tahta çıkarılmasıyla azledildi. Böylece Kadınlar Saltanatı'nda I. Ahmet'ten itibaren yaşanan ara dönem sona erdi.
Mahfiruz Sultan ve Mahpeyker Kösem Sultan'ın Eşi Padişah I. Ahmet (Temsili)


Mahpeyker Kösem Sultan Dönemi

  IV. Murat, henüz 12 yaşındayken, 1623'te tahta çıktığında annesi Kösem'in saltanatı başladı. Mâhpeyker Kösem Vâlide Sultan; Hürrem, Nurbânû, ve Safiye sultanlar gibi güçlü bir saray kadını olması bir yana, Osmanlı Tarihi'nin en güçlü kadınlarından biridir. Oğulları IV. Murat ve I. İbrahim döneminde "Vâlide Sultan", torunu IV. Mehmet döneminde ise "Büyük Vâlide Sultan"  sanlarıyla anılmış; belli başlı süreçlerde devlet siyasetini kendi insiyatifi ölçüsünde yönetmiştir. 2 dönem vâlide sultanlık, bir dönem de "Ulu Vâlide Sultanlık" yapmıştır. Osmanlı'da padişahların soyu bundan sonra Kösem Sultan'ın oğullarından devam edecektir.

Kösem Sultan (Temsili)

 IV. Murat Döneminde Valide Sultanlığı
 
  Valide-i Muazzama Kösem, oğlu IV. Murat'ın çocuk yaşta padişah olması ile Saltanat Naibesi oldu. Dönemin başında Osmanlı iç ve dış siyasetinde bir çok problem türemişti. 1617'den beri 6 yılda 4. kez cülus dağıtılacaktı. Kapıkulları istemeyeceklerine dair söz vermişken sözlerinden cayabildiler. Bir taraftan cülus dağıtımı problemi; diğer taraftan Bağdat'ın İran (Safevi) tarafından işgal edilmesi, Genç Osman'ın kanı nedeniyle Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmet Paşa'nın Ayaklanması ve Batı Anadolu'da Cennetoğlu isyanları, Kırım'daki karışıklıklar, Kozakların (Don Kazakları) boğaza yakın Anadolu kıyılarına saldırması, 1625'te başlayan, her gün bin kişinin ölümü ile sonuçlanan Bayrampaşa vebası gibi bir çok problem halledilmeyi bekliyordu.

 IV. Murat'ı tahta çıkaran Vezir-i Azam Kemankeş Ali Paşa'nın da başına buyruk hareket etmesi ise Kösem Sultan'ın hoşuna gitmedi. Paşa, İdam edilerek azledildi. Kösem, yeni vezir-i âzam olarak Çerkes Mehmet Paşa'da karar kıldı. Darüssaade Ağası Mustafa Ağa da emrindeydi. Kösem, sorunlara çözüm bulmaya çalışan devlet kadrolarını yönlendirirken; çocuk yaştaki oğlu IV. Murat devlet işlerini öğrenmeye çalışıyordu. Tedbili kıyafetiyle sık sık İstanbul sokaklarını geziyordu. Fakat Kösem Sultan, idareyi oğluna bırakmak niyetinde değildi. O, oğlunu harem hayatına çekmeye gayret ediyordu. Oğlu için cariyeler yetiştiriyordu.
 
Kösem'in oğlu Padişah IV. Murat (temsili)
 
  IV. Murat, Halil Paşayı azledip en genç veziri Hüsrev Paşa'yı sadarete getirdi. Gelişen olaylar ile IV. Murat, idareyi annesinin elinden aldı. Fakat annesine danışmaktan vazgeçmedi. Bildiğinden de şaşmadı. Acımasızlığı ile tanınan güçlü, sert, uzun boylu, iri kıyım padişah, yirmili yaşlardaki üvey kardeşleri şehzade Bayezid ve Süleyman'ı acı yakarışlarına rağmen boğdurttu. 17 Şubat 1638'de ise öz kardeşi şehzade Kasım'ı boğdurttu. Vâlide Kösem Sultan, oğlu Kasım'ı kurtaramadıysa da diğer oğlu İbrahim'i acz içinde göstererek kurtarabildi. İbrahim'i ise sultan oğlu Murat'ın beklenmedik anda ölümü ile tahta çıkararak idareyi yeniden ele alacaktı. İbrahim'i  haremin bodrumlarında, buzhanede saklayarak korumaya çalışmıştı.

Sultan (Deli) İbrahim Döneminde Vâlide Sultanlığı

 Tarihte Deli İbrahim ya da Sultan İbrahim Han olarak bilinen  İbrahim'in cülusu ile Kösem Sultan'ın ikinci güçlü vâlidelik saltanatı başladı.
Kösem'in Oğlu Sultan (Deli) İbrahim (temsili)
 
 Babası I. Ahmet öldüğünde henüz 2 yaşında olan ve tahta çıktığı 25 yaşına kadar sarayda kafes yaşamı süren İbrahim'in, sinirlerinin bozuk ve dengesiz olması Kösem'in saltanat idaresini güçlendirdi. Harem hayatını geç yaşamaya başlayan İbrahim'e Kösem Sultan Osmanlı soyunu devam ettirebilmek ve devlet işlerinden uzak tutmak amaçları ile tabiri caiz ise cilveli cariyeler sundu. Bunların içinde baş haseki Hatice Turhan Sultan, Telli Haseki gibi cariyeler de vardı. Cinsel gücü artırması için macunlar hazırlatıldı. Fakat harem hayatına ve eğlenceye düşkün edilen padişahın dengesi iyiden iyiye alt üst oldu. 

 Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, aklına estiğine göre hareket eden, kendince idam kararları veren acımasız birine dönüştü. IV. Murat'tan daha korkutucu bir kimliğe büründü. Cariyeleriyle şatafat içinde yaşadı. İçkili, çalgılı, oyunlu eğlencelerle cariyeler, İbrahim'i kendisine bağlamış, istediklerini yaptırır olmuştu. Öyle ki bir hasekisinin mücevher  toplu arabası ile yaptığı İstanbul gezintisini, halk izlesin diye ferman çıkarır oldu.

 Cariyesinin anlattığı masal sonrası samur kürklere ve ambere fahiş harcamalar yaptı. Haseki dairelerini kürkle döşetti. İlmiye sınıfı için bile samur vergisi kondu. Devlet erkanına cariyeleri için hediyeler istedi. Saraydan çıkardığı cariyeleri evlendirdiği kişiler de bu hediyeleşme çarkını büyük bir rüşvet düzenine döndürüp zenginleşti. Haremdeki harcamalar o kadar büyüdü ki  askere ulufe ödenemez oldu. Cariyelerin parmağında oynattığı İbrahim, vâlidesi Kösem'i dinlememeye başladı. Hatta kendisini uyaran vâlidesini İskender Bahçesi'ne sürgüne yolladı. Belli ki Kösem'in oğullarını idare ederken kullandığı cariye silahı ters tepmişti. Oğlunun bitmek tükenmek bilmeyen istekleri, sonunu hazırladığının farkındaydı. 

 Kara Mustafa Paşa sayesinde Sultan İbrahim döneminin ilk yıllarında siyasi dönem iyi geçmişti. Kösem ile paşanın arası açıldıktan sonra gelişen olaylarla paşa, 1644'te idam edilince saray içinde ve dışında karışıklık arttı. Olaylar, Kösem'in kontrolünden çıkmaya başladığı için huzursuz olan Kösem, askerin ve idarecilerin İbrahim'i tahttan indirme isteklerini kabul etti. Nihayetinde Şeyhülislam Abdurrahim Efendi'nin, ocak ağalarının gayreti ile "yürek yıkılması" tanısı da konulan İbrahim azledildi. Kösem, gelini baş haseki Hatice Turhan Sultan'nın oğlu IV. (Avcı) Mehmet'i henüz 6 yaşında olmasına rağmen cülusa hazırladı. Torununu padişah yaptı. Kendisi de "Ulu Vâlide" oldu. Kafes Kasrı'na hapsedilen İbrahim ise Ağustos 1648'de kementle boğduruldu. Osmanlıların sonraki padişahları İbrahim'in soyundan yürümüştür. Şehzadelerinden (IV.)Mehmet, (II.)Süleyman, (II.)Ahmet sırasıyla padişahlık yapmıştır. İbrahim'in hal edilmesinde vâlidesi Kösem'in rolü büyüktür. Tarihçiler, ölümünde de parmağı olduğunu iddia ederler. 

Torunu IV. Mehmet Döneminde Kösem'in Ulu Valideliği ve Katli

 IV. Mehmet tahta çıktığında 6 yaşında, annesi Hatice Turhan Sultan ise 21 yaşındaydı. Geleneklere aykırı bir biçimde davranıldı. Kösem'in Eski Saray'a geçip pasif olması gerekirken, tecrübesiz Turhan yerine saltanat nâibesi olarak Kösem  devam etti. Bu yüzden  Kösem Sultan Büyük Valide Sultan, Turhan Sultan ise Küçük Valide Sultan olarak anıldı.

 Ulu Vâlide, dönemin başında devlet işlerine müdahale eden en güçlü isimdi. Yeniçeri Ocağı'ndan Divan-ı Humayun'a kadar devletin etkin noktalarında, sinir uçlarında kendi adamları vardı. Bu dönemde saltanatını ocak ağalarına dayandırıyor; büyük bir saygı görüyordu. Sadarete de Yeniçeri Ağası Kara Murat Paşa'yı getirdi. Devlet otoritesi iktidar mücadelesi içinde olan yeteneksiz, liyakatsız kimselerin ayak oyunları ile çatırdıyordu. Bu sırada Enderun Ağaları, 10 yaşındaki padişah Mehmet'i saray bahçelerinde tazıya tavşan kovalatıp av eğlenceleri ile oyalıyorlardı. 

Kösem'in Torunu Padişah IV. (Avcı) Mehmet (Temsili)

  Küçük Vâlide ise Koca Vâlide Kösem karşısında devlet işlerine müdahil olmaya başladı. Saray ağalarını kendi yanına çekmeyi başardı. Vâlidelerin iktidar mücadelesi huzursuzluk ortamını yeniden kurdu. Kara Murat Paşa istifa etmek zorunda kaldı. Yeni sadrazam Melek Ahmet Paşa oldu. Fakat onun bütçe açığını kapatmak için aldığı kararlar İstanbul'u karıştırdı. "Meyhane akçesi" adındaki düşük ayarlı akçeleri esnafa zorla bozdurtmak istedi. Bunun üzerine esnaf isyan etti. Halk saraya yürüdü. Ağaların hal'ini istedi. Fakat Kösem buna yanaşmadı. Ahmet Paşa azledildi; yerine Siyavuş Paşa veziriazam oldu. Kösem'in ağalar arkasında durması inadı, iktidar mücadelesi içinde Turhan'ın biraz daha önüne geçmesine neden oldu. Kösem, İstanbul'un ticari muhitlerini denetim altında tutmakta, duruma göre vezir-i azam değiştirmekteydi. Köprülü Mehmet Paşa dahi Kösem Sultan'ın safında yer aldı. Fakat Turhan Sultan, iktidar mücadelesinden vazgeçmek niyetinde değildi. Bu gizli çatışma iyiden iyiye su yüzüne çıktı. 

Sarayda Büyük Komplolar ve Valide-i Şehide

  Ulu Vâlide, rakibi olan gelini Küçük Vâlide'yi tamamen saf dışı etmek istedi. Turhan Sultan'ı ve yakınındaki ağaları ortadan kaldırmayı, torunu Mehmet'i padişahlıktan azlettirmeyi, hatta öldürmeyi, diğer torunu Dilâşûp Sultan'ın oğlu Süleymanı tahta çıkarmayı planladı. Çok etkisiz olan Dilâşûp'u ve torunu Süleyman'ı daha rahat kontrol edebilirdi. Hatice Turhan, artık kontrolden çıkmış bir rakipti. 

 Plan dahilinde saray helvacıbaşısı Üveys'e iki kavanoz zehirli şerbet hazırlattı. Kendi safında olan ocak ağalarını tahrik eti. Hatice'nin yanında olan saray ağalarının üzerine sürdü. Kösem'in planına göre; ocak ağaları, gizlice dört harem ağasını ve Hatice Sultan'ı ortadan kaldıracak; IV. Mehmet'e de zehirli şerbeti içireceklerdi. Fakat Kösem, cariyelerinden Melekî Kalfayı hesap edemedi. Melekî Kalfa suikastı Hatice Turhan Sultan'a gizlice haber verdi. Bunun üzerine karşı suikast planı hazırlandı. Turhan Sultan'a yakın on dört ağanın onayı ile Ulu Validenin katline karar kılındı. 
Valide-i Şehide'nin Öldürülmesi (temsili)

  Ramazan'ın 17. günü, 2 Eylül 1651'de, her iki taraf da planlarını uygulamaya koydu. Kösem, geceleyin ocak askerlerini saraya gizlice almak için koltuk kapılarını açık bıraktırdı. Buna karşın Turhan da zülüflü baltacılar ile hasodalıları silahlandırdı. Teravih sonrası hasodalılar "Büyük vâlideyi isteriz!" nidalarıyla zülüflü baltacılar ile Harem'e yürüdüler. Valide kapısının önünde gulamları öldürüp içeri girdiler. Ocak askerleri henüz saraya yetişememişti. Ulu vâlide saklandığı yerde bulundu. Üzerine çullanıp mücevherlerini yağmaladılar. Parmaklarını kırıp kulaklarını yırttılar. Dışarıya kadar sopa ve silah darbeleri ile dövdüler. İçerideki cariyelere tecavüz ettiler. Öldü sandıkları için bıraktıkları validenin kıpırdadığını gördüklerinde bir daha saldırdılar. Nihayetinde valideyi bir perde ipiyle boğdular. Büyük saltanat, feci sonla bitti. Osmanlı Tarihi'nde görülmedik bir biçimde vâlide sultan haremde katledildi. Vâlide-i Şehide'nin naaşı Sultanahmet Camii'nde, eşi I. Ahmet'in türbesine defnedildi.

Turhan Hatice Sultan Dönemi

  Olayın ertesi günü Turhan Hadice Sultan, oğlunun nâibesi oldu. Yeniçeriler ocak ağlarına ihanet ederek Kösem yanlısı ocak ağalarını ortadan kaldırdı. Nüfuz, hakimiyet, idare Turhan Sultanındı. Önce Gürcü Mehmet Paşayı, sonra Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Fakat Osmanlı ülkesinde sosyo-ekonomik sorunlar bitmek bilmedi. Tarhuncu'nun sıkı bütçe çalışmaları olaylar çıkardı. En sonunda iftiralar ile idam edildi. 

 Turhan Sultan'ın nâibeliğinin ilk beş yılında Çınar Vak'âsı, Venedik mağlubiyetleri yaşandı. Askere dağıtılacak ulufe için para bulunamadı. Bu sırada çocuk padişah Mehmet, ok ile kumru vurduğundan kasideler yazıldı; saraya hediyeler yağdı. Asker, ayarı düşük akçe ile ödeme aldığı zaman sürekli homurdandı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı ablukaya almış, sürekli vezir değişikliği yaşanmış, İstanbul'a korku ve kıtlık salınmıştı. Hatice Turhan Sultan da oğluyla birlikte Üsküdar Sarayı'na göçmüştü. 


Turhan Sultan'ın Temsili Yağlıboya Portresi (L. Seculin)

  Ağır koşullar vâlide sultanı zorladı. Oğlunun  tahttan indirilme ihtimalini görünce çareyi Köprülü Mehmet Paşa'yı sadrazamlığa getirmekte buldu. Mehmet Paşa, görülmedik bir biçimde bir çok şart öne sürdü. Şartları kabul edilen paşa,78 yaşında Osmanlı Devleti'nin sadrazamı oldu. Böylece Kadınlar Saltanatı Dönemi, Hatice Turhan Sultan'ın 1656'da Köprülü Mehmet Paşa'yı sadrazamlığa getirerek devlet işlerine ilk elden müdahale etmeyi bıraktığından sona erdi. Yeni süreç ile saray kadınlarının etkinliği azaldı. Ülke, haremden değil, Bâb-ı Âli'den yönetilmeye başlandı.

 Son dönem tarihçilerinin verdiği bilgiler ışığında; Turhan Sultan'ın nâibelik döneminde gönderdiği emir vesikalarına göre, kendisinin bu dönemde çok yetkin olduğu; aldığı tedbirler ile neredeyse çökmekte olan imparatorluğu ayağa kaldırdığı iddia edilir. "Demir Leydi" tabirini kullandıkları Turhan Sultan'ın yanına, devlet idaresinde Hürrem'in ve Kösem'in bile  yaklaşamayacağını öne sürerler.

 "Paşa’ya selâmdan sonra bildirilir ki: Saadetli arslan oğluma ‘Donanmayı bu hafta Perşembe günü çıkartırız’ demişsin. Şimdi şöyle çalışasın ki sözün doğru çıksın, zira padişahların huzurunda gerçek olmayan sözler söylemek hatadır. Ziyadesiyle dikkat edip sözünüzü doğru çıkarmalısın. Perşembe günü işin bitmesi için çalışın. Nice düşmanların gözü kör olsun. Ve hem ‘Zâhiren bizim düşmânımız var, efendimize bizi yanlış anlatırlar’ diye buyurmuşsun. Gerçi düşmansız kimse olmaz. Lâkin siz doğrulukla hizmet edip din ve devleti kayırdıktan sonra, hâşâ, Hakk Teâlâ kuluna zulmetmez. Hemen siz cân u gönülden çalışın. Göreyim sizi, sözünüz padişahın huzurunda yalan çıkmasın. Donanmanın perşembe günü çıkmasına çalışın ve bizi de doğru neticeden haberdar edin. Valide Sultan” (Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 2457-32).


SONUÇ

   XVII. yüzyılda hükümdarların yetersizlikleri, saray kadınlarının etkinliğinin artmasına neden olmuştur. Sancak usulünün terk edilmesi, bunun yerine Kafes Sistemi'nin getirilmesi ile eğitimsiz ve psikolojik sorunlar yaşayan şehzadelerin padişahlığında saray kadınlarının gücünün artmaması düşünülemez. Valide sultan olan kadınların çocuk padişahlarını güdümüne almaları çok da zor olmamıştır. 

  Valide Sultanlar, hanedanın soyunun sürdürülmesinde, korunmasında birinci derecede yetkili kişilerdir. Maddi zenginlikleri, sosyal statüleri ve siyasi güçleri, hem hanedanın soyunun muhafazasında hem de kendi varlıklarının sürdürülmesinde önemli araçlardır. Valide sultanlar, güçlerini sadece padişah annesi olmaktan almazlar. Kurdukları geniş bir nüfuz alanları vardır. Kızları güçlü devlet adamlarıyla evlenir; saray dışına kadar nüfuz edebilirlerdi. Ekonomik güçleri; onları siyasi, sosyal, kültürel açıdan nüfuzlu biri yapmıştır.


  Hediyelerin, rüşvetlerin arttığı, liyakatın değersizleştiği, adam kayırmanın sıradanlaştığı, iktidar mücadelelerinin yıprattığı bir dönemde saray kadınlarına yakın isimlerin yönetici olması doğal sonuçtur. Bu torpilli yöneticilerin sosyo-ekonomik sorunlara çözüm üretseler de bu çözümleri uygulamaya geçirmeleri mümkün değildir. Yeteneksizliğin ve liyakatsizliğin oluşturacağı otorite, ancak baskı ve zorbalık yolu ile mümkün olabilmiştir. Baskı ve zorbalık yöntemi uygulayanlar, aynı yöntemle indirilmişlerdir.

 Harem kadınlarının iktidar mücadelesinin; devletin duraklamaya girmesinde, ülkenin dört bir tarafında isyanlar çıkmasında temel nedenlerden biri olarak durması, asla asılsız değildir. 

   Saray kadınlarının yaptığı bu mücadele; bir çeşit hayatta kalma, şehzadelerinin canını koruma mücadelesidir. Bu mücadele merkezi otoritenin zayıflamasına ve koca imparatorluğun aşağıya inmesine neden olmuştur. Kardeş katlinden vazgeçilmiş olmasına karşın "katli vacip" düşüncesinin uygulamasına devam edilmesi, iktidar mücadelesinin büyüklüğü açısından önem arz eder. 

  Köprülüler Devri'nin başlaması ise otoriteyi, saray kadınlarından Bâb-ı Âli'ye (Sadrazamlara) bırakmıştır. Padişaha nüfuz edebilen birincil güç odağı harem, siyasal iktidar mücadelelerinin dışına itilmiştir.
 
Derleyen: Ali ÇİMEN


Ayrıca BAKINIZ:


Osmanlı'da Vâlide Sultan ↴

http://www.sessiztarih.net/2021/01/osmanlida-valide-sultan-ne-demektir.html

Osmanlı'da Vâlide Sultanların isimleri↴

http://www.sessiztarih.net/2021/01/osmanli-valide-sultanlarinin-isimleri.html

Kösem Sultan Kimdir?↴

http://www.sessiztarih.net/2016/02/kosem-sultan-kimdir-ozet.html

Haseki Sultan Ne Demektir?↴

http://www.sessiztarih.net/2021/01/osmanlida-haseki-sultan-ne-demektir.html

Kadınefendi Ne Demektir?↴

http://www.sessiztarih.net/2021/01/osmanlida-kadinefendi-ne-demektir.html

Annesinin Adı Bilinmeyen Osmanlı Padişahı Kimdir?


KAYNAKÇA:


Kitaplar:

Ahmet Refik ALTINAY, Kadınlar Saltanatı, Tarih Vakfı yay., İstanbul, 2000.

→Necdet SAKAOĞLU, Bu Mülkün Sultanları, Oğlak yay., İstanbul, 1999.

→ M. Rıza NARİNLİ, Kanuni Sultan Süleyman, Nev Yayınları,s.77-82.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Valide Sultan", Cilt:42, İstanbul 2012, s. 494.499.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Mihrimah Sultan", Cilt:30, İstanbul 2005, s. 39-40.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Nurbânû Sultan", Cilt:33, İstanbul 2007, s. 250-251.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Safiye Sultan", Cilt:35, İstanbul 2008, s. 472-473.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kösem Sultan", Cilt:26, Ankara 2002, s. 273-275.

→TDV İslâm Ansiklopedisi, "Turhan Sultan", Cilt:41, İstanbul 2012, s. 423-425.


Makaleler:


→Abdurrahman ATÇIL, "Osmanlı Haremi'ne Dört Farklı Bakış", Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, S. 15, 2003, s. 247-258.

→Ahmet, ÖZCAN, "Türkiye'de Popüler Tarihçilik (1908-1960)", Türk Tarihi eğitim Dergisi, Cilt:3, Sayı 2, Ankara, 2014, s.201-216.

→Seyfettin Aslan, "Osmanlı Devleti'nde Siyasal İktidar Unsuru Olarak Harem", Dicle Üni. İktisadi ve İdari Bilimler Fak. Dergisi, Cilt 1, Sayı:1, 2011, s.1-13.

→Murat BARDAKÇI, "Ne Hürrem Sultan Ne Kösem Sultan Gerçek Demir Leydi Turhan Sultan", Habertürk Gazetesi, 27 Aralık 2015.


Devamını oku