2 Nisan 2020 Perşembe

Atatürk Komünist midir?

Yorum Yap
Sponsor

     Karşılaşılan net bir soruya net bir cevap her zaman verilemeyebilir. Fakat Atatürk'ün komünist ya da Bolşevik olup olmadığına dair verilebilecek net ve kesin bir cevap vardır: Hayır, değildir. Mustafa Kemal yaşamının hiçbir döneminde ne komünist ne de Bolşevik olmuştur. Zaten Mustafa Kemal, bu akımların hiçbirini yeterince incelememiş, tutarlı bilgiler de elde edememişti. Ayrıca Atatürk; kapitalist, emperyalist, faşist sistemleri de kabul etmez. Onun döneminde ona dair çok net gözüken şudur: Mustafa Kemal Atatürk; emperyalizm karşıtı, tam bağımsızlıktan yana, demokrasi ortamını kurmaya çalışan bir  liderdir.

     Mustafa Kemal için, kapitalizm, komünizm gibi akımlar pratik konulardır. Bu yüzden doktrinlere bağlı sosyal bir düzenleme gayretinden öte; Türkiye'nin öncelikle bağımsızlığı için çalışan bir liderdir. Demokrasi isteyen Atatürk için demokrasi; sandık önündeki bir meseleden de ibaret değildir. 

     Atatürk demokratik bir düzen için çalışmıştı; ancak demokrasi sırf biçimsel bir ''sandıktan çıkma'' konusu değildi. Kendisine karşı gelenlerin hangi yollardan oy sömürücülüğü yapabileceğini çok iyi biliyordu. ''Parti dini inançlara hürmetkârdır.'' formülünün ne gibi oyunlar gizlediğini kimin çıkarına sömürüldüğünü Nutuk'ta açıkça belirtmektedir. Hakikaten de Türkiye'de henüz ülke yeni kurulurken üç akım için çeşitli olanaklar bulunabilmekteydi. ''Gerici akıma dayanan çıkarcılar, Atatürk devrimcileri, sosyalistler... Bunun için İttihatçıların sözcüsü Hüseyin Cahit, İzmit Gazeteciler Toplantısında; ''Paşam, muhalifleriniz çoğunluk kazanırsa, iktidarınızı onlara terk edecek misiniz?'' sorusunu sorunca, Gazi ''O dediğiniz çoğunluğu sopa ile kovarım.''cevabını vermişlerdir. Onun için demokrasi ki kurulmaya çalışılırken bir şekil ya da sandık meselesi değil, öz meseledir.




     Demokrasi, halk egemenliği, tam bağımsızlık, vatan sevgisi, yurtta ve dünyada barış içinde yaşama fikirlerine sahip olan, gerçekçi, hayalperest maceralardan uzak duran bir liderdir, Atatürk... Değil Enver Paşa gibi Turan hayalleri görmek, Alman emperyalizminin yararına ordumuzu Sarıkamış'ta kırdırmak; Mustafa Kemal, dünya emperyalizmine karşı eşsiz bir zafer kazandığı sıralarda bile Musul, Hatay, Dedeağaç gibi Misak-ı Milli'ye dahil olan veya olması gereken yerleri bile almaya girişmemiş, ancak politik ortam buna olanak sağlayınca ki hastalandığı dönemde, Hatay'ı anayurda dahil etmiştir. Atatürk'ü hep bu gerçekçilik yönünden değerlendirmeliyiz. O, yaşamı boyunca Marksizmin ünlü formülünü doğal olaraktan uygulamış ''Özgürlük, zorunlulukların bilinmesinden ibarettir.'' kuralına bağlı kalmıştır. Atatürk için politikada en beklenmedik atılışları yaptığı, herkesi şaşırttığı zamanlarda bile ölçü; zorunlulukların, imkanların, sınırların, gayet iyi hesaplanması şeklinde belirtilebilir. Atatürk'ün ne kadar gerçekçi olduğu,ütopyalardan ne kadar uzakta durduğu, yeri ve zamanı geldiğinde nasıl planlı ve sistemli adımlar attığı bellidir.

      ''Bizim nokta-i nazarlarımız, bizim prensiplerimiz cümlece malûmdur ki Bolşevik (Komünist) prensipleri değildir ve Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve teşebbüste bulunmadık. bizim itikadımıza göre miletimizin hayat ve tealisi ( yaşamın temini ve yükselmesi) kendi kabiliyet-i hazmiyesiyle (yetenek hazmı ile) mütenasip olan nokta-i nazarlardır. Fakat esas itibariyle tetkik olunursa, bizim nokta-i nazarlarımız ki Halkçılıktır; kuvvetin,kudretin, hakimiyetin, idarenin, doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. yine şüphe yok ki bu, dünyanın en kuvvetli bir esaslı prensibidir.''

      Mustafa Kemal, Bolşevik olmadığını açıkça belirtmektedir. Atatürk, Lenin'in kabul ettiği Proleterya Devrimi'ni kabul edemez ki o dönem şartlarında Osmanlı'dan Türkiye'ye geçerken büyük bir işçi sınıfının varlığından bahsedemeyiz. Yapılacak bir devrim eldeki aydın kadrolarla yukarıdan başlatılmalıdır.

      1913 yılında, ülke topraklarında sanayideki işçi sayısı 16 bin civarındaydı. Atatürk ise İstiklal Savaşımız esnasında 20 bin işçiden söz etmekteydi. Kaldı ki işçilerin çoğunluğu işgal altındaki birkaç sahil şehrinde toplanmış bulunmaktaydı. Türk proletaryasının o dönemde bilinçli ve örgütlü bir sınıf olarak var olmaması, bu tür bir olanak veremezdi.

      1917'de Bolşevik Devriminin olması ile dünya, özellikle de Sovyetlere yakın milletler, bu durumdan etkilemişlerdi. Mustafa Kemal'in fikirlerinin ne kadar etkilendiği hakkında yapabileceğimiz açıklama ise sonucunu Milli Kurtuluş Savaşındaki zaferde saklamaktadır. Öyle ki bazı yazarlar; Mustafa Kemal'in her ne kadar komünist olmasa da İnönü ve Sakarya savaşlarındaki olası bir mağlubiyet durumunda bu yolun seçilebileceği sinyallerini verdiğini belirtir. Amacı tam bağımsızca, hürce, kendi iradesiyle yaşam olan bir ülke ideali kuran Mustafa Kemal, anti-emperyalist bir savaşa başladığında, Nutuk'ta açıkça belirttiği gibi hem Amerikan mandasını hem de başka milletlerin himayesini reddeden, Sivas Kongresinde bunu net bir biçimde ortaya koyan bir lider. Parolasını ''Ya istiklal ya ölüm'' diye belirleyen, kan dökülmeden hiç bir ulusun bağımsızlığına ulaşamadığını, devrim yapamadığını bilen bir lider. Atatürk, dost ya da düşman duran hiç bir kitleye kendisini ölmeden teslim edecek bir karakterde değildi. Aydınların dediği gibi komünizme doğru yönelseydi, Sovyet idaresine girebilir ve bu çatının hemen dibinde emperyalizmle kuvvetli bir mücadelede  olamayabilirdi. Tarih bilimine olan olaylar gözüyle değil de varsayımlarla, şöyle olsaydı böyle olurdu, gözüyle bakıldığında, tarihin bilimsel yapısını zorlar ve yanlış yorumlara varabilirsiniz.

      Sebahattin Selek, Anadolu İhtilali adlı eserinin ikinci cildinde Atatürk'ün bu tutumunun ve çekingenliğinin nedenlerini açıkça belirtmiştir. Onun incelemesinde şunları görebiliriz: 
1-Sosyalist ve komünist sistemin tatbikatta başarılı olabileceği hakkında M. Kemal Paşaya tam bir güven gelmemiştir. O zamana kadarki uygulamalar parlak bir sonuç vermemiştir.
2-Enver Paşa ile irtibatlı her hareketi  paşa, kuşku ile karşılıyordu. Enver Paşa'nın Bolşeviklerle ilişkisi ve Büyük Millet meclisinde sol fikirleri benimseyenlerin, sol hareketin önünde gözükenlerin çoğunlukla ittihatçılar olması bir tehlike yaratabilirdi.
3-Mustafa Suphi'nin Bakü'de kurduğu Türkiye Komünist Partisinin Anadolu'daki faaliyetlerini kontrol etmek zordu.
4-Halk İştirakiyun Fırkası gibi kuruluşların kendi dışında işlerle faaliyet göstermesi, ''kontrol edemeyeceği ve hakim olamayacağı bir sol gelişmeyi'' ortaya çıkarmaktaydı.
5-İnönü Zaferinden sonra Batı'nın yumuşaması ve Ankara hükümetinin Londra Konferansı'na dahil edilmesi.

      Sebahattin Selek, ''Anadolu ihtilali''nin sosyalist bir gelişmeye gidebileceğini, Batı emperyalizmine duyulan nefretin böyle bir sola kayış için gerekli ortamı yarattığını da belirtmiştir.

       Rasih Nuri İleri'nin ''Atatürk ve Komünizm'' adlı yapıtında; Atatürk kendi kendisine karşı tutarlı bir lider olarak betimlenmektedir. Politik sezileri çok keskin fakat sosyal görüşü bulunmayan ve bu alanda seçmecilikle yetinen bir lider olarak görülmüştür. Bunun yanı sıra Atatürk'ün Marksist teoriyi bilmemesi belirtilir. Suphi Nuri ise bir konferasında, ''En büyük talihsizliğimiz Harbiye Okulunda ekonomi-politik okunmayışıdır.''demiştir. Bu yüzden Atatürk'ün tutumunu doktrin açısından değil de tam bağımsız Türkiye için savaşan büyük bir gerçekçi lider, bir kurmay eseri olarak değerlendirmeliydi.Böyle yapınca da tutumunda çelişkili sanılan taraflar ortadan kalkmaktaydı.

      Sosyalist bakış açısıyla Atatürk'e bakan aydınlar,Atatürk'ün komünizmi çok iyi bilmediği görüşündedirler. Bir yandan bunu söyleyip öte yandan Bolşevizme dönebilirdi diye düşünmek bir ikilem meydana getirir. Dönemin şartlarında oluşum aşamasında olan ve başarıya ulaşıp ulaşmadığı netlik kazanmayan bir sistemi olgunlaşan ve olgunlaşmayan şartların üstünde bağımsızca inşa edebilmenin zorluğu kaçınılmazdır. Atatürk bunun farkındadır. Günümüz Türkiyesinde bile Sol'un yüzlerce parçaya bölünmesi, halka inilememesi ve teorilerin ülkenin gerçeklerine ne kadar uygulanabilirliğinin bile pratikte ortaya konamaması ve Sol aydın diyebileceğimiz kaç kişinin Marksist teoriye çok net egemen olup olmadığı hala problem olarak devam etmektedir. Çıkış noktasını anti-emperyalizm ve tam bağımsızlık olarak gören Atatürkçü düşünce, ekonomi- politik olarak 68 kuşağına, günümüz Türkiyesinin değerleri çerçevesinde ışık tutmuştu.

      Bunun yanı sıra Lenin'in ''Devlet ve İhtilal'' gibi kitapları ile Rasih Nuri'nin babası Suphi Nuri'nin çevirisini yaptığı Marx'ın ''Kapital'' yapıtı, Atatürk döneminde basıldı. Bu durum dönemin basın-yayın özgürlüğü ile açıklanabilir. 

     Kurtuluş Savaşı yıllarında anti-emperyalist ve anti-kapitalist olan Sovyetler Birliği ile bu tutumda olan ve emperyalizme karşı savaşan  TBMM hükümetinin siyaseten yakınlaşması ise yadsınamaz bir gerçek ve her iki taraf için de bir gereklilikti. Bu noktada Sovyetler, Türk hükümetine maddi olarak destekte bulundular. Aralarında bir çok görüşme gerçekleştirip anlaşmalar yaptılar. ''Teşkilat-ı Mahsusa ve ''MM'' grubu başkanı Albay Hüsamettin Ertürk'ten naklen yazılan hatırat, Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs'ta Samsun'a varışından hemen sonra Havza'da geçirdiği 22 günlük dönemi, Bolşeviklerle temas olayına bağlamaktadır. Havza'da M. Kemal Paşa ile görüşen Sovyet heyetinin başında bir Sovyet süvari alayı bulunmaktaydı. Ertük'e göre aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

   -Acaba Paşa Hazretleri, Anadolu'da kurulacak hükümet için nasıl bir rejim düşünüyorsunuz?
           
          -Tabii Sovyetlerin Şuralar Cemiyeti'ne benzer bir hükümet tarzı!..
            
         -Yani Bolşevikliğin prensipleri üzerine kurulmuş bir Cumhuriyet, değil mi generalim?
            
            -Öyle olacak. devlet sosyalizmi desek daha doğru söylemiş oluruz.    

     Görüşmede böyle bir konuşma geçmişse eğer, sürece baktığımızda Atatürk'ün savaş yıllarında yanında olan bir hükümete bu cümleleri kurması doğal bir durum olarak yorumlanabilir.  Büyük Buhran'dan sonra Türkiye'de çok net bir biçimde 1930lardan itibaren ekonomide Devletçilik ilkesiyle hareket edilmesini de göz ardı etmeden düşünemeyiz. 

     Laik, sosyal, halkçı, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk kendi doktrinini meydana getirmiş tarihteki büyük bir dünya lideridir. Bu bağlamda bakıldığında açı, genişleyecektir.

Kaynaklar:

1-Türk Solu Dergisi, Sayı:39, Suphi Nuri İleri Hatıratı
2-Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm
3-Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali


Ali ÇİMEN


















Sponsor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme