1 Ocak 2014 Çarşamba

Geldikleri Gibi Giderler!

Yorum Yap
Sponsor

Atatürk’ten Anılar 6 : ‘’Geldikleri Gibi Giderler.’’

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayan Osmanlı Devleti,  mütareke hükümleri gereği ordusunu terhis etmeye, komutanlarını merkeze çağırmaya başlamıştı. O sırada Suriye- Filistin Cephesi Yıldırım Orduları Grup Komutanı Mustafa Kemal Paşa da merkeze çağrıldı. Yıldırım Orduları Grubu ve VII. Ordu Karargâhı da 7 Kasım 1918’de lağvedildi. Mustafa Kemal Paşa, yaveri Cevat Abbas Bey ile birlikte 10-11 Kasım 1918’de Adana’dan trenle İstanbul’a hareket etti. 

Üç gün süren tren yolculuğu sırasında M. Kemal Paşa çok düşünceliydi. İstanbul’da karşılaşacağı manzarayı merak ediyordu. 13 Kasım 1918 günü M. Kemal, Haydarpaşa Garı’na indi. Kaderin cilvesidir ki o tarihte Yunan kruvazörü Averof’un da bulunduğu 55 parçadan oluşan İtilaf Devletleri ortak donanması gövde gösterisi yaparak yavaş yavaş Haydarpa önlerinden İstanbul Boğazı’na doğru yol alıyordu. İstanbul fiilen işgal ediliyordu. İşgal ordularının savaş gemileri Haydarpaşa önlerinden Kızkulesi’ni sıyırarak İstanbul Boğazı’na bir geçit töreni disiplini ile girmekteydi. Hatta bu yüzden deniz ulaşımı durdurulmuştu.

Mustafa Kemal, yaveri Cevat Abbas Bey, Dr. Rasim Ferit (Talay) Bey işgal gemilerini hüzünle seyrediyorlardı. O esnada M. Kemal: ‘’ Hata ettim, İstanbul’a gelmemeliydim. Ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı,’’ cümlesi ağzından döküldü.

M. Kemal Paşa, işgal güçlerinin gösteriş geçişinin sona ermesini, Haydarpaşa Garı’nın köşesindeki çayhaneden çaresizlik içinde 3-4 saat seyretmek zorunda kaldı. Ancak öğleden sonra saat 15. 00’a doğru ‘’Kartal’’ adlı eski bir askeri istimbotla Sirkeci’ye geçti. Pera Palas Oteli’ne yerleşti. Düşman savaş gemileri ise Dolmabahçe Sarayı önlerinde, toplarının ağızlarını saraya çevirip yarım ay biçiminde bir konum alarak demirlediler.  55 parçalık bu donanma 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan savaş gemisinden oluşuyordu. 

İstanbul'un Fiilen İşgali

Şevket Süreyya Aydemir bu olayı şöyle nakleder:

‘’13 Kasım 1918 günü Adana treninden inip de Haydarpaşa rıhtımına ayak basınca karşılaştığı manzara şudur: 55 düşman gemisi, zafer bayraklarını açarak, İstanbul limanına girmektedirler. Bütün karşı sahiller Rumların, Yahudilerin, Levantenlerin sarhoş çığlıkları ve palikarya naraları ile çınlar.

13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa’dan köprü yakasına, bu gemiler kafilesini dolaşarak, onların zafer bayrakları altında güvertelere dizilmiş çeşit çeşit, renk renk yabancı bahriyeli saflarını seyrederek, kıyıları, rıhtımları dolduran sarhoşların haykırışları, kiliselerin şenlik çanları arasından geçti. Bunun böyle oluşu böyle rastlayışı da iyi oldu. Bu kadar büyük bir dünya gücü ile yarın onları yüzgeri edecek bir adamın, bu kadar yakından ve bu kadar baş döndürücü şartlar içinde karşılaşmasının, dünya tarihinde başka bir misali yoktur. Bu misal bize, çok değil, ancak dört yıl sonra, tamamen tersine dönecek olan kader çarkının anlamını ve büyüklüğünü anlamak için, geniş bir görüş açıklığı verecektir.’’

13 Kasım 1918
 M, Kemal Paşa’nın Çanakkale Savaşları’ndan beri yakınında olan Başyaveri Cevat Abbas (Gürer) Bey ise şöyle nakleder:

‘’İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutmam. Şehrin çok hazin bir hali vardı.  İstanbul, düşman donanmalarının limana girmeleri felaketinin yasını tutuyor, bu büyük yasa Atatürk’ü de ortak ediyordu. Atatürk ile ben askeri ulaşımın köhne bir motoru ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk.

Atatürk’ün zarif dudaklarından ‘’Geldikleri gibi giderler!’’ Cümlesini işittiğim zaman, mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliği derhal unutmuştum. Cevabımda aceleci davrandım: ‘’Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!’’ dedim. Gülümsedi. Aziz başının içinde şekillenmeye başlayan vatanı kurtarma planlarını bir an için yeniden gözden geçiriyor gibi daldı. Sonra: ‘’Bakalım!’’ dedi.’’

Düşman gemileri arasında küçük bir istimbotla karşı kıyıya geçen 37 yaşındaki Çanakkale Anafartalar, Conkbayırı Kahramanı M. Kemal Paşa... Bu hüzünlü durum karşısında duygularını dışa vuran ağzından çıkan şu üç kelimeydi:

‘’GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!..’’

KAYNAKLAR:

Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, İstanbul, 1966, sayfa 45.

Alev Coşkun, Altı Ay, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, Şubat, 2010, 19. Baskı, Sayfa 39-40-41-42.

Sina Akşin, İstanbul hükümetleri ve Milli Mücadele, Cilt I

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt I, Sayfa 341-342.

Derleyen: Ali ÇİMEN

Geldikleri Gibi giderler
Sponsor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder