5 Ocak 2014 Pazar

Atatürk'ün Fransız Sefirine Verdiği Ders

Yorum Yap
Sponsor

Atatürk’ten Anılar 10: Atatürk’ün Fransız Sefirine Verdiği Ders

1933 yılının, Ekim ayının ilk haftasında Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşunun onuncu yılını kutlamaya hazırlanıyordu. Bu heyecan içerisinde Gazi Paşa, Çankaya’da akşama kadar çalıştı. Sonra arkadaşları ile Ankara Palas’a geldi. Bara geçtiler. Köşedeki masaya oturdular. Salonda birkaç milletvekili ve kordiplomatikten birkaç kişi vardı. Fransız büyükelçisi de bunlardan biriydi.

Atatürk’ün masasında ise dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Ruşen Eşref (Ünaydın), Nuri Conker, Cevat Abbas, Salih Bozok ve Kılıç Ali vardı.

Fransız büyükelçisi M. Kemal’i selamlayarak masasına oturdu. Hoş sohbet devam ederken büyükelçi, M. Kemal’i Paris’e davet etti. Fakat yaptığı konuşma daveti M. Kemal’in yüzünü buruşturacak cinstendi:

-Devletim, ekselanslarını kendi memleketinde görmekten büyük şeref duyar. Müsaade buyurulursa, Fransız donanması, sizi İzmir’den veya işaret buyuracağınız herhangi bir limandan bütün direklerine Türk bayrakları çekerek almaktan gurur duyacaktır. Akdeniz’de Fransız donanması emrinizdedir. Marsilya’da karaya ayak bastığınız an, bütün Fransız ordularının başkomutanı olarak karşılanacaksınız. Fransız milleti geleneksel Türk dostluğuna ne ölçüde değer verdiğini kendi topraklarında ekselanslarına göstermek heyecanı içindedir.

Ruşen Eşref’in Fransızcası M. Kemal’den daha iyiydi. O, çeviriyi yaptıkça M. Kemal’in kaşları havaya kalkıyordu. M. Kemal:

-Sor bakalım, bu centilmen kendi hesabına mı, yoksa memleketi hesabına mı konuşuyor? Hükümeti ile bu konuda bir uyuşması var mı?

Büyükelçi çeviri sonrası heyecanla cevap verdi:

-Bu konuda hükümetimle hiçbir konuşma yapmadım. Ama devletimin ekselanslarına olan duygu ve hayranlığını yakından bildiğim için önerilerimi Fransa’nın önerileri olarak kabul buyurabilirler!..

Atatürk’ün masasındakiler bu daveti beğenmişlerdi. Çünkü bu, Fransa’nın hem Atatürk’e hem de Türk Milletine karşı duyduğu saygıyı belirliyordu. Böyle yakın ve sıcak havadan yararlanıp yeni politik ilişkiler kurulabilirdi. Fakat Atatürk’ün yüzünde bu öneriyi benimseyecek bir hava yoktu. Tersine, sinirlendiği zamanlar yaptığı gibi kaşlarını havaya kaldırıp indiriyor, dudaklarını hafifçe kemiriyordu. Nihayetinde elçiye karşılık verdi:

-Çok teşekkür ederim. Şimdilik böyle bir gezi düşünmüyorum!

Elçi de masadakiler de bu karşılığa şaştılar. Özellikle elçi, çok ileriye gittikten hükümetine karşı angaje olduktan sonra kesin biçimde reddedilmiş oluşuna bir diplomat olarak üzülmüştü. Atatürk, biraz da havayı yatıştırmak için; ‘’milletlerimizin şerefine!’’ diyerek kadeh kaldırdı. Sözü başka konulara getirdi. Elçi bir müddet sonra izin isteyerek nazikçe masadan ayrıldı. Sonra Gazi Paşa, masadakilere tarihi ders niteliğinde bir konuşma yaptı:
-Bunlar, hala bizi anlayamadılar. Bize doğulu devlet gözüyle bakıyorlar. Görmüyor musunuz, bir aşiret şeyhini imrendirecek tantana teklif ediyor, bana. Fransız donanması Türk bayrakları ile donanacakmış da, ben Fransa’ya Fransız başkomutanı olarak ayak basacakmışım da, yok Fransız milleti geleneksel dostluğu gösterecekmiş de… Bu efendi hangi batılı devlet başkanına bu öneride bulunabilir? Gülerler adamın yüzüne. Şaşarım akl-ı perişanına. Hala bizi tantana ile ele geçirebileceklerine inanıyorlar. Öğrenemediler bir türlü… Ama öğreneceklerdir!..



Kaynak:

İsmet Bozdağ, ‘’Atatürk’ün Sofrası’’, Truva yay. İstanbul, 2009, s.225-226-227-228-229. 
Sponsor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder